İnsan Tanıma Sanatı

0

ÖNDER APO

Çalışmalarımızın çok yoğun ve ağırlıklı bir gücünü ülkeye aktardık. Okulumuz, bu son büyük çalışma ile parti çizgisi gerçekliğinden ve en önemlisi de temposundan,

tarzından taviz vermeksizin, bunu gerçekleştirmede değeri takdir edilirse büyük bir adım atmıştır. Sorun artık karar sahibi kişiliklerin kendi ciddiyetlerine kalmıştır. Fakat şahsen kendi durumuma baktığımda en zorlu savaşımın içte eğitimle yaşandığını hemen belirtmem lazım. Her işkencenin bir amansızlığı vardır, ama bunun da değişik bir işkence türü gibi bir etkiye sahip olduğunu söylemek gerekir. Bu da düşmanın bir işkencesi çünkü. Belki direkt olması insana biraz daha rahat anlaşılır gelebilir. Böylesine dolaylı düşman etkilerini konuşturmak ve hem de safça, iyi niyetlice herhalde insanı deli eder. Geçen gün bir dost, mektubunda bize “sizi tebrik ederim. Tarih boyunca çok kişi bu meseleyle uğraştı ama hiçbirisi başaramadı. Bu nedenle sizi hiç tanımamakla birlikte takdir ediyorum, tebrik ediyorum” diyor. Neden uğraşmışlar, başaramamışlar? Bu gerçekliğin kural tanımaz, nizama gelmez, kendini gerçekten yaşama doğru dürüst katma gereğini bile duymaz özellikleri göz önüne getirildiğinde uğraşan herkesi pişman etmesi doğaldır. Çok garip bir olay! Halen nasıl üstesinden geleceğimi kestirmeye çalışıyorum.

 

Bu kadar emin adımlarla bu çabaları buraya getirmeme ve buna dayanarak adımlar atmaya çalışmama rağmen, sanki yine böyle giderek sığlaşan, derinleşen bir gölün ortasında zorlanan, yorulan kollarla yüzmeye benziyor. Anlayış gücünü geliştirmeye çalışıyorsun, pratik şaşkınlık, çarpıklık dizboyu. Buna bir tedbir koymak istiyorsun, bu sefer anlayıştan eser kalmıyor. Bir tarafı doğrultuyorsun, diğer tarafı düşüyor. Ve en kötüsü de sonuna kadar bu eğilimlere kendini açık tutmaya herkes kendini özgür hissediyor. Şimdi, bu nedenle bu insanlarla uğraşmak çok zor. Yüzyıllardan beri tutarlı bir halk hareketinin gelişmeyişi, hatta en kutsal hareketin bile çok kısa sürede fesada boğulmasının çok köklü nedenleri olsa gerek. Bu kadar insanın dayanıksız, çürük çıkacağını kendimden de çok gözledim, ama en azından ben kendimi doğru çalıştırmayı becerebiliyorum, sınır koyabiliyorum. Ama şahsınızda görüyorum ki kiminizin de tabii dürüstlüğü çabası ne olursa olsun, onun ötesinde fark etmediğiniz, kaldıramadığınız, güç getiremediğiniz nedenlerle bu kadar olabiliyorsunuz. Şu da ortaya çıkıyor ki: Neden uluslar hakkımızda bir yerde “umut yok, haklarında herhangi bir siyasi hesap yapmaya da gerek yok, malzeme olarak da kullanmak için fazla ince elemeye gerek yok” görüşüne kendilerini yatırmışlar? Buna artık varsa bir gerçekliğimiz sonuna kadar “evet” diyor, “ben her türlü kullanıma hazırım.” Ve en önemlisi de en tehlikeli düşman için buna hazır bir kişilik.

Değiştirip, dönüştürmek istedik. Fakat sanırım yine hayli sınırlı kaldık. En yoğun bir devreyi yaşattık. Ama bana göre yine ağırlıklı olarak bildiklerini okuma yönlerini yenemediler. Ulaştırdık da, örneğin ülkeye kendilerini ne kadar doğru oturtabilecekler, kendilerini en azından yaşatabilecek bir pratikleşmeyi sağlayabilecekler mi diye düşünüyorum. Yine de iş bize düşecek diye kendi kendimi sorgulamadan edemiyorum. Aslında burada tabi rol oynayan düşünce güçlerindeki zayıflık sistemsizlik, sonucu alamama, pratiklerini boş olmaktan çıkaramama, yine dağınık ve fazla verime gitmeyen bir pratik onları ağırlıklı olarak boşa çıkaracak. Çok önemli bir başarıya kendilerini yatırmayı bilemeyecekler. Neden? Çünkü kişilikler buna açık değil. İçe yönelik kör yaklaşım. Duyarsız, kendisi ile hesaplaşması olmayan, hatta bundan sürekli kaçınan. Şimdi kişilik böyle olunca tabi sonuç almaları da çok zordur. Bu nedenle herkes başaramamış oluyor.

Ben farklıyım tabii. Benim farklı kişisel durumum var, yaklaşım tarzım var. Farklı inat tarzı, farklı yoğunlaşma, farklı her tür uğraşı bunu biraz zorluyor ve muhtemelen bu durumun böyle gelişmesine yol açıyor. Ama zorlandım. Görüldüğü gibi, sonuçta biz de çok zorlandık. Ama düşmeyecek kadar ve yine inisiyatifin hızını kesmeyecek kadar kendimizdeyiz. Uğraşacağız, çarpışacağız, bu işi mutlaka sonuca doğru götüreceğiz. Adına ordulaşma partileşme ne derseniz deyin bir şeyler olacak yani.

İlginç bir kavgadır. Bana göre biraz aklınız varsa adamakıllı kendinizi yatırmada yarar var. Halen yol arkadaşlığı yapmaya çalışıyorum. Ama tabi sizler bunun gereklerine daha gerçekten anlam bile verememişsiniz. Bana çok geri geliyor. Biz nerede, siz nerede? Tamamlayıcı çabalar, bütünleştirici, destekleyici, anı anına tam istenene göre olma içinizde kimde var acaba? Biz neredeyse hepinizin bazı istemlerine göre yeterli olmaya çalışıyoruz. Ama buna her alanda gerçekten cevap veren kim var? Şimdi bu olmadan yoldaşlık da olmuyor, lafta kalıyor. Onun da fazla değeri yok. Yoldaşlık kavramı, amacın bütün ağırlığını, yürüme gücünü esasta göstermeyi emreder. O sağlandı mı yoldaşlığın bir anlamı vardır. Aksi halde zaten her türlü oyun, sözde komşuluk adına, dostluk adına, hemşerilik adına.. Bu kavramların zaten fazla bir anlamı da yok. Ona benzer bir şey oluyor içimizde ve tabi bu çok tehlikelidir. Bu noktada kötü niyetten bahsetmiyorum ama gerçekliğinizi de bir kader olarak karşılamıyorum.

Ne kadar inatçı olursanız olun, gerçekliğinizin bir kader olduğunu, fazla üzerine gelinmemesini, bununla yetinmeyi kabul etmeyi kendi devrimciliğime yediremem. Akıllı iseniz yine bunun anlamı şu: Emredildiği kadar değişeceksiniz, işi anlamaya, başarmaya yettiği kadar değişeceksiniz. Bunun başka yolu yok! Bahanesi, özrü olamaz. Buna gücü olan, bizimle yürüme gücünü gösterebilir, daha doğrusu benimle diyelim. Göstermeyen de takılır, zorlanır, yıpranır. Bunu anlatmak istedik. Fakat herhalde birçok arkadaş çok çocukça kalmayı çıkış yolu olarak belledi. Bazı reel gerçeklere, reel politika, hatta ideoloji, moral değerlere göre fazla böyle inat etmemem gerektiği biçiminde görüşler var; hem yerel, bölgesel temelde, hem de batı ölçülerine göre. Tabi benim bunu kabul etmem zor. Kişilik olarak yapım, bunu dinlemeye pek müsait değil. Tabi bunun bizde anlamı şudur: Nerede, hangi özellikleri almış olursanız olun, onlarla savaşılacaktır.

Burada esas almanız gereken bazı genel doğrular var. Bana göre aslında bunları da fazla ciddiye almıyorsunuz. Ama daha yakıcı olan, bir önder, kendisinde bazı şeyleri bıçak gibi keskinleştirir ve önüne çıkan her şeyi onunla keser. Belki anında kesmez, belki beklediğiniz gibi kesmez ama keser. Bir önder, politik olduğu için, yenilmemenin, başarmanın bütün tedbirlerini düşünmek zorunda olduğu için, bunu önderlik tarzına, işte kendi sanat gücüne dayalı olarak geliştirir. Sizin heveslerinize göre olmaz mesela. Olursa zaten anlamı kalmaz, önderlik yapılamaz. Bazı arkadaşlarımız inanılmaz, tanınmaz bir haldeler ama herhalde burada anormalliği yaşayan kendileridir. Basit bir bireysel iddia ile, çok yaramaz yetmez nedenler ile yani kişilikleri ile zorlanmayı kendileri için de, bizim için de bu kadar sancılı hale getiren kendileri oluyor. Biz bir önderlik olarak belki de dünyada eşine rastlanmayan bir tarzda işleri kolaylaştırmaya büyük özen gösterdik. Unutmayın ki, gerçekten bu meseleye kim el atmışsa acıdan başka bir şey getirememiştir. Ve en kötüsü de en kötü yenilgilerden başka bir şey getirememiştir. Bizim en amansız koşullarda, hem de gerçekten yenilgi yüzü göstermeden buraya getirmemiz büyük bir olay. Şimdi işin acı tarafı şu ki, siz bunu da fazla anlamıyorsunuz. Tam tersine sanki başarıya kolay gidilirmiş gibi bir yaklaşımı kendinize esas almaktan zevk alıyorsunuz. En büyük hatalı yanınız bu.

Dünyanın en zor, kimsenin şimdiye kadar sonuç alamadığı meselesi konusunda siz en terssiniz. Belki de bir köylünün çabasından daha sıradan, daha böyle kendiliğinden bir çabayla en hafif, en ciddiye alınmaz bir kişilik yaklaşımı ile bu gerçeğin veya bu mesele ile uğraşmanın yeterli olduğu, başarıların çok ucuz elde edildiği ve rahatlıkla kendinizin de bunda pay sahibi olabildiğinizi çok geniş ve yanlış ölçülerle değerlendirmeniz, sizin bu fazla etkili olamayan, başaramayan kişiliğinizin tanımıdır, temel özellikleridir. Böyle olunca da kişiliklerinizin sıçrama yapması zordur. Çok ciddi yanlışlıklar var, yanlışlıklarla kendini kandıran bir kişilik gelişemez. Gelişmenin mekanizması, gelişmenin diyalektiği bizde şudur: Önce kendini ardına kadar gerçeklere açacaksın, çekinmeden, kandırmadan. Adeta uçurumun kenarında. Ki durum biraz öyle, öyle bir konumda yürüteceksin. Fakat tabii bu sizde nasıl gerçekleşiyor? Daha iyi tanınmanız için söyleyeyim: Siyasetten düşme, belki uçurumdan yuvarlanıp parçalanmaya benzemez. Askerlikte de yenilgiler gördüğünüz gibi yalnız başına imha olmakla da tanımlanamaz. Yenilgilerin siyasi ve askeri ifadesi biraz daha değişiktir. Hayatta kalırsın hatta bir oportünist olarak, bir sapmacı olarak çok rahat yaşama imkanları da elde edersin. Ama bu konum herhalde uçurumdan alaşağı olmaktan daha kötü bir durum değildir, siyasi yenilgi anlamında, siyasi ihanet anlamında. İşte bunu fark edemiyorsunuz. Bütün yürüyüşte yenilgi var. Yani uçurumlardan uçuruma düşüş var. Siyasi ifade dediğim gibi, yani kaş, göz, kafayı yarmaz, parçalamaz ama sizin deyişinizle tıkanmış, fazla sonuç almayan bir konum söz konusu olduğunda aslında en kötü darbeyi yemişsinizdir. Ezici bir kesiminiz böyle. Yine nasıl ucuz kaybettiğinizi, kaybettirdiğinizi incelerseniz artık bunu anlayabilirsiniz.

Genelde bu Kürt kişiliği yaşamı da, ölümü de çok yanlış anlıyor. Bizim toplumsal gerçekliğimizde yaşamın ipe sapa gelir hiçbir yönü yoktur. Dünyada hiç kimseyi bizim yaşama inandıramazsın ve o temelde yaşatamazsın, belki özel görevliler hariç. Bizim tarz ölümü de kimse kabul edemez. Ama biz kabul etmişiz ikisini de. Yine nedenleri tabi derin bir yenilgi kişiliği ile bağlantılıdır. Düşmanın çok yönlü, çok uzun süreli, çok yöntemli, kapsamlı bir yenilgiyi yaşatması, bu kabul edilemez yaşamı da ölümü de normal bir olaymış gibi önümüze koyuyor. Şimdi, geriliğin, fukaralığın, işte her türlü öfkelendiğiniz şeylerin kaynağında bu yaklaşım, bu gelişme, bu durum yatıyor. Bana göre “en benim” diyen arkadaşın yürüyüşünde bile ballandıra ballandıra yenilgiler akıyor, her iki taraftan da. Görüyorum, hislerim çok gelişmiş. Böyle “başladı çirkinleşmeye” diyorum. “Başladı düşmeye, başladı kayıp vermeye.” Görüyorum! Görmüyor, hatta kendine sevdalanmış gitmiş. Bunun için işte bizde etkili bir komuta çıkmadı. “En benim” diyen komutan adaylarını burada gördünüz. Yani bu geri düzeyinizle ne kadar dehşetli bir durumda olduğunuzu herhalde iyi gördünüz. İşte budur, PKK’de sözüm ona kendini en iddialı sayanların zavallılığı bu kadardır. Neden?

Tabii varsa gücünüz, dediğim gibi acaba bir sorgulamayı yakalayabilir misiniz? Adam olma konusunda veya bizimle çaba, mücadele etme konusunda inandırıcı mısınız? Mazlum’ların, Kemal’lerin, Hayri’lerin gerçeği şunu gösterdi: “Pek hazır değildiysek de” dediler “ama sonuçlarına katlanacağız.” Bu bir trajedi, gerçek bir trajedi ve bunu kanıtladılar. Bu başlı başına önemli bir olay, buna benzer bir çok trajedi var PKK’de. Anlam vermek mümkün. Ama şimdi konumu bizden daha değişik olan ve en azından düşman çemberine onlar gibi düşmeyen kişilikleriniz açısından ne yapmaya varsınız? Veya rolünüzün ne olması gerektiğini tanımanız gerekiyor. Onlar hiç olmazsa trajediyi yazdılar, ya siz neyi yazacaksınız? Seyredilen bir komediyi bile yazacağınızı sanmıyorum. Bunlar ağır eleştiriler, ama gerçeği var.

Bu boş yaşamın, bu başarısız yaşamın büyük eleştirisi olmadan da gerçekten kişiliğe saygınlık elde edilemez. Hep böyle boş, hep böyle ne kadar çabalasa da sonuçsuz kalmaya mahkum olmak herhalde en acısı oluyor, en çirkini oluyor. Bunu aşmayı şimdi önümüze koymalıyız. Aklımız yetmez miydi? Yeterdi. Bunu artık denemeliyiz. Çünkü bana göre en önemli çıkış, ne kadar zorlanma olursa olsun bu noktada bir adım sahibi olabilmek. Böyle bir adımın sahibi olmayanların inandırıcılığı mümkün değil.

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.