ULUSLARARASI KOMPLO – III

0

ÖNDER APO

RUSYA VE TÜRKİYE’NİN MESAJLAŞMASI

Rus güvenlik görevlileri, 17 Ocak 1999’da bana, “Hükümetimiz, sizin burada kalmanıza müsaade etmiyor. Gerekçesiz sizin üç gün içerisinde Rusya’yı terk etmeniz gerekiyor ama gideceğiniz yeri biz belirleyeceğiz” diyorlardı. Ayrıca bana, hükümetin bu kararının aynı zamanda bir talimat olduğunu hatırlatarak, bunun da bizzat Primakov tarafından verildiğini belirtiyorlardı. Bir gün sonra, yani 18 Ocak 1999 günü Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Aleksandr Lebedev, Türk tarafına “Öcalan, yakalanır yakalanmaz sınır dışı edilecek” sözünü veriyordu. Bülent Ecevit de aynı gün basına yaptığı açıklama ile bunu teyit ediyordu…

KÜRDİSTAN YERİNE TACİKİSTAN’A

Süreç, çarmıh veya tabutun hazırlanmasıydı. Moskova’dakiler ilk çivileri sıkı vuruyorlardı. İlk defa, suratlarında dostluğa hiç yer vermeyen görüntülerle tanışıyordum. Belli ki karar, üst düzeyden ve kesindi. Kürdistan’a gitme isteğimi iletim. Önce, “Ermenistan üzerinden sınıra bırakabiliriz” dediler ama hemen ardından ifade ettikleri şuydu: “Durum değişti, Tacikistan’a gidiyoruz!”

Madeleine Albright’ın Moskova ziyareti öncesi (20 Ocak günü) oyun ve zorbalıkla bir kargo uçağına bindirilip Rusya sınırları dışına, – sonradan Tacikistan’ın başkenti Bişkek olduğu anlaşıldı- köy evi gibi bir yere götürüldüm. Bu, zorla kaçırılmaydı. Burada 8 gün tam bir tecrit altında tutuldum, dışarıyla tüm ilişkilerim kesilmişti…

BİŞKEK’TEN TEKRAR MOSKOVA’YA

Tecridin 8. gününde, yani 28 Ocak günü hazırlanan bir uçakla tekrar Moskova’ya getirildim. Moskova’da tanımadığım birisi tarafından karşılandım ve ardından havaalanından Rus özel birliklerinin kaldığı bir binaya götürüldüm. Burada kısa bir süre sonra yanıma gelen Rus görevliler tehdit ederek, ertesi sabah Şam’a giden uçağa bindireceklerini söylediler…

ŞAM’DAN TÜRKİYE’YE TESLİM DAYATILDI

Amaç, beni Suriye üzerinden Türkiye’ye teslim etmekti. Çünkü Suriye, Türkiye ile o dönem benim tekrar ülkelerine gelmem halinde, Türkiye’ye teslim edileceğim konusunda anlaşmaya varmıştı. Uçağın Türkiye üzerinde geçmesi nedeniyle havada imhası da mümkün olabilirdi. O nedenle bu teklifi kabul etmedim…

DURUM TEHLİKELİ HALE GELMİŞTİ

Durum tehlikeli hale gelmişti, Yunanistan’da bulunan Ayfer Kaya aracılığıyla Amiral Naksakis’e can güvenliğimin tehlikede olduğunu bildirdim…

LENİNGRAD’DAN BİR DAHA ATİNA’YA

Son durak olarak ikinci kez, emekli General Naksakis ve tercüman Ayfer Kaya’nın getirdiği özel uçakla 29 Ocak 1999 günü Atina’ya indim. Naksakis tarafından VIP’ten geçirilerek, Nea Makri’de oturan yazar Vula’nın evine getirildim. Burada bir gece kaldım. Rusya’dan tekrar Atina’ya gelişimden, Yunan hükümeti haberdar görünüyordu, ancak kaldığım yeri bilmiyordu…

RUSLAR BÜKREŞ İÇİN ZORLADI

Beni Leningrad’da yolcu eden Rus yetkililer, Yunanistan’a gitmeden önce Bükreş’e inmemi ve oradan Atina’ya ulaşmamı tembih etmişlerdi. Ben bundan kuşkulanmış ve Bükreş’e inmeden direkt Atina’ya gitmiştim. Naksakis sonradan, Türkiye’ye teslim edilmemin, Bükreş’te olacağının kararlaştırıldığını iddia edecekti. Naksakis’i doğrularcasına; o sıralarda Yunan İstihbarat Başkanı Stavrakakis’in beni Bükreş’te beklediği biliniyor. Sonuçta Romanya-Bükreş durağını kabul etmedik ve zorunlu olarak Atina’ya indik.

ARTIK YASADIŞILIK, KURAL OLMUŞTU

30 Ocak 1999 sabahı yerleştirildiğim Nea Makri’deki Vula’nın evine geldiğinde, Naksakis’in üstü başı dağınıktı ve elbisesinde çamur izleri vardı…

Geriye, özellikle Kalenderidis şahsında devam eden dostça güvenimi kullanıp, istedikleri yere çekmek kalıyordu. Zorla bir yere götürdüler. Bir kez daha iltica talebinde bulundum. Ancak Stavrakakis, talebimi resmiyete/işleme koymadığı gibi, bunun kabul edilmeyeceğini bildiriyordu. Yasadışılık, kural olmuştu. Zorla alıkonuldum ve yanıma hiç kimse yaklaştırılmadı. Hatta yurt dışı edileceğim söylendi. Ancak nereye gönderileceğim söylenmiyordu.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.