Şehit Zeryan’ın Cümleleriyle, Şırnex Direnişi Günlüğü- XI

0

Şehit Zeryan Deniz Amed

11/04/2016

Direnişin 29. Günü

Güne sessizlik hakimdi. Bu sessizlik beni ürkütüyor. Gidip birkaç yeri kontrol

ettik. Botan gelip müjde verdi, o kadar çok mutluydu ki, tam 6 kişi vurmuşlardı. Daha tartışıyorduk, Sipan heval geldi, o da bir tane devirmiş. Sonra koyu bir sohbet. Botan (Zerdeşt) o kadar içten gülüyordu ki hiç bu kadar kahkahayla

güldüğünü hatırlamıyorum. Kontrol amaçlı görenler hattına geçtim, ben, Bahtiyar, Zana, Sipan düşman hedeflerine baktık. Bir tane daha Tatarların teras katında Bahtiyar devirdi. (günler sonra Sipan’ın eliyle soryaz yemeğini yedim) Botan koşarak geldi “kepçenin sesi geliyor, bakalım” dedi. Halbu ki yeni kontrol etmiştik. Tamam birlikte gidelim” dedim. Sonra “Sen kal ben ve Zana gidelim” dedi. Zana ve Botan çıktılar. Havan atıldı patlama sesiyle yerimizi değiştirdik. Tam adım attık Botan “Zeryan” diye çığlık çığlığa kapıda yerdeydi.

Kaldırdığım gibi “bıji serok APO” dedi. Kanlar içindeydi. Açıp yarasına baktık, ağırdı. Her yerinde parçalar ve oluk oluk kan akıyordu. Başını dizlerimin üzerine koydum. Son sözleri “zeryan arkadaşlar için duyarlı ol” tam beş ya da altı defa tekrarladı. “Ben şehit düşsem bile cumhuriyet düşmesin, Esmer nerde gelsin, ben uyumayacağım söz, yaşayacağım ve vuracağım onları” dedi. Ancak kırk dakika yaşayabildi nefesi hırıltı gibi oldu. Kalp atışları zayıfladı. Vücudu soğuduktan sonra şehit düştü, elimi sıkıca tutan elleri gevşedi sonra sağlıkçı Mustafa’yla battaniyeye sardık. Sipan çocuklar gibi ağlıyordu. Ben gözyaşlarıma hakim olamasam da yine de hep iyi durdum. Zana ise direk şehit düşmüştü, bahçenin kenarında gözleri açık, cansız halde duruyordu, gidip aldık. Sırtından çok ağır bir parça almış. Direk şehit düşmüştü. Onu da alıp battaniyeye sardık. Ceplerinden yazı çıktı. Boynunda muskası vardı. Muskası onu korumamıştı. Onu ve Botan’ı yan yana battaniyeye sarılı halde bıraktık. Bugün gömecek fırsat yok, yarına bıraktık. Berçem görünce çok etkilendi. Hakikaten  bu savaş hep en iyilerini aldı, kurşun adres biliyor.

Rozerin’in grubu zırhlı kepçenin şöförünü vurmuşlar. Bir de Maxmur’lu Botan (bu kadın botan) suikast yapmış. Öyle moralli gelip tekmil verdiler. Birçok arkadaş halen şehadetlerden habersizdi. Şimdi ben Sipan ve Bahtiyar birlikteyiz. Sipan çok etkilendi, Bahtiyar güçlü biri. Yağmur bastırdı, toprak kokmuyor, ıslak barut kokusu geliyor, ıslak kan kokusu geliyor. Tuhaf bir koku sinmiş her yere, başımı ağrıtıyor.

Yağmur yağıyor, benim ülkemde canlar ıslanıyor

Yağmur yağıyor gözlerimin derisinde yoldaşım ıslanıyor Reşo günlerdir yerde ve ıslanıyor

Rızgar yerde sırılsıklam

Bu ülkede yağmur yerden kaldırılmaya müsaade edilmeyen cenazeleri ıslatıyor.

12/04/2016

Direnişin 30. Günü

Artık yazmaya fırsat bulamıyorum. Çok yoğun çatışmalar var. Her taraftan ve her türlü saldırıları geliştiriyorlar. Bugün Cumhuriyet mahallesinin üç stratejik binasını aldılar. Direk Türk bayrağı astılar. Konuşma seslerini duyuyoruz. Fark ettikten sonra harekete geçtik. Her taraftan vurduk ama yaptığımız ancak oyalayabilir, saldırıları kıramıyoruz. Çok yoğun yöneliyorlar. Bugün gün boyu çatışmaydı, hep ayaktaydık. Durmadan koşuşturarak arkadaşları kontrol ettik. Görenler hattı ve Rozerin’in grubuyla artık rahat bağlantı kuramıyoruz. Gidip gelmeler çok riskli oluyor. Herkes bulunduğu yerden saldırıları kırmaya çalışıyor. Düşman kısmen adım geriye atıyor sonra toparlanıp tekrar saldırıyor. Bütün gücünü tekniğinden alıyor. Bu zırhlılara karşı daha etkili silahlarımız olsaydı düşman ilerleyemezdi. Bizi de zorlayan zırhlı araçlar oluyor. Bugünkü çatışmaların sonuçlarını bilmiyoruz. Bir drone keşif uçağı düşürüldü. Soro düşürmüş. Rozerin arkadaş zırhlı kepçeye vurdu, bu savaşın kaderini değiştirebilecek arkadaşlar erken şehit düştüler. Mesela Botan yerinde durmak bilmiyordu, Botan’ın yarattığı boşluk da kolay kolay doldurulamaz, bunu herkes biliyor. Kaldığımız yer ve düşmanın tuttuğu yerler karşı karşıya seslerimiz birbirine karışıyor. Alçaklar nasıl da rahat girdiler, çok zoruma gidiyor.

13-04-2016

Direnişin 31. Günü

Gün gün yazamasam da keşfin dolaştığı saatlerde direk yazıyorum. Bu defter örgüte ulaşırsa en azından yaşananlardan haberdar olur. Bugün muhabereye çıktım. Arkadaşlar takviyenin geleceğini söyledi, bakalım. Ben çok umutlu değilim, çünkü tam on beş gündür gelecek denildi ama hiçbir şey yok. Düşman boşluktan yararlanarak da ilerliyor, kimi yerlerde konumlandıracak kimse yok. Hareketli de olamıyorsun, bu durum bizler için zorlayıcı. Bir diğer durum ürkek, davranışlar da etkiliyor. Eriş’in askeri mantığı yok ve hep kendini dayatıyor.

Açık söyledim ona ve birçok kişiye. Bizim bir tek sorunumuz var: Savaşmak ve savaşamamak. Tarz-üslüp sorunlarıyla uğraşacak dönem değil, işte bu durumlar savaşları etkiliyorn. Bugün (Xelil) Mamo’nun yanına kadar geldim, çok yoğun vurduklarından çıkamadık. Fırsat bulunca ben ve Esmer yukarı Berçem’in yanına ulaştık. Ulaşır ulaşmaz bomba atar kaldığımız yerlere vurdu. Birkaç saatte burada kalakaldık, sonra yerimize geçtik. Her gün yoğun vurduklarından geçtiğimiz yerleri tanımakta zorlanıyorum. Her yer tanınmaz halde. Akşama doğru Eriş’in notu elime ulaştı, not bırakıp gitmiş. Sözde takviye getirmeye gitmiş, tam sinir küpü oldum. Sabah hemen arkadaşlara ulaşmalıyım sinirden uyuyamadım.

14-04-2016

Direnişin 32. Günü

Bugün erken Avareş ve Yunus’un grubunun yanına gittim. Eriş dün gitmiş, söyledikleri tamamen yalan, korkaklığından gitti, bu hatta sırf onun

korkaklığından kaynaklı düşman ilerlemiş. Arkadaşların yeri hiç uygun değil, tamamen tehlikeye atmış. Bunu bilinçli mi yaptı? Ölümü hak ediyor, başka hiçbir şeyi…

Yerleri hızla değiştirip muhabereye koştum. Çok yoğun vurduklarından geç ulaştım. Sonra keşif dolaştı konuşamadım. Yaralı var diye sağlıkçı Jiyan’ı çağırmışlar, yüreğim ağzıma geldi, yine kime ne olmuş. İsmet paşa mahallesine geçtim. Kamuran ve Harun bana Gever’in şehit düştüğünü söyledi, resmen yıkıldım. Sonra son durumları değerlendirdik. Neler yapabiliriz diye birkaç şey planlayıp hiç kimseyi görmeden yerime geçtim. Aklım Gever’de kaldı, onun da cenazesi yerde kalmış. Şehit düştüğü gün yüzünde çizik olduğunu fark edip takılmıştım, “estetik gitti” diye. Son görüşmemiz öyle oldu. O da yürekli ve yiğit bir yoldaştı, savaşkan ve cesurdu. Genç Avdar’ı heval Xelil’in yanına bırakıp yanıma Diren’i (Maxmurlu) alarak yukarı çıktım. Kenan hevalin grubunu görüp sonra Mahir’in yanına geçtim, artık takılı kaldım, keşif tuttu ve yoğun vurdular. Doğal olarak geçemedim. Geceyi Adıl, Soro, Mahir ve Diren yoldaşlarla geçireceğiz. Yoğun vuruşların altında yarı uyanık halde bir geceyi daha geride bıraktık.

15-04-2016

Direnişin 33. Günü

Gece boyu aralıksız gezen keşif uçağı sabah yine geziyor. Mahir arkadaşların yanında resmen takılı kaldım. Bir ara durdu bombardımana aldırmadan cihaz yerine koştum. Kamuran, Harun ve Berçem ordalardı. Yer tespit edilmiş olacak ki yoğun vurdular. Bahtiyar ve Berçem mermiler içinde içeriye atladılar. Yine tesadüf kurtuldular. Ben ulaşamasam da onlar cihazda konuşup durumları aktarmışlar. Belki artık daha objektif yaklaşım olur. . Neyse bir grup yine bir evde sıkıştık. Kenan geçmeye çalıştı yoğun tarama altında kaldı, zor kurtuldu. Dün Rozerin’in grubuyla düşman iç içe girmiş. Rozerin yaralanmış fakat düşmana iyi darbe vurmuşlar. Berçem de gelince yukarısı boş kaldı, cihazda yoğun muhabere düşman saldırmış ve yine şaşkınlık var, kimse yukarda yok.

Berçem’e kızdım, çünkü biz olmasak kimse ne yapacağını bilmiyor. Fırsat bulup çıktık. Ben ve Bahtiyar Rozerin arkadaşlara doğru ilerledik, rastgele düşman mermi atıyor, sonra bizi fark ettiler ben ve Bahtiyar zor kurtulduk. Düşman ilerlemiş ve bilmediğimiz yerleri tutmuş, en kötüsü ise bir arkadaş şehit düşmüş sonra öğrendik. Heval Sefkan şehit düşmüş, nasıl şehit düşmüş bilmiyorum. O öyle kolay şehit düşecek biri değildi, bir de babaydı, beş çocuğu vardı, babası da şehitti. Keşke onun yerine ben olsaydım. Şimdi hatlar kopuk, Rozerin ve Zağros’un grubuyla bağlantı yok, Cudi yaralı halde orda kalmış. Bundan daha beter bir durum olabilir mi? Yaralı ve şehitlerimize bile sahip çıkamıyoruz. Bu bir felaket…bunun adı savaş bile değil. Bu bir vahşet, korkunç…

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.