Peki, “Erkeği Öldürmek” Mümkün mü?

0

 Hêvî Nimet Gatar  

Erkek “kendi ‘logos’uyla hakikatin üzerindeki peçeyi kaldırıyormuş gibi davranarak, hakikati yeniden üretip veya dünyayı kendi aracılığıyla inşa edip, hakikati açık hale getirmek yerine üzerindeki yanılgıyı arttırır. Erkeğin bu şekilde inşa ettiği dünya hayal dünyasıdır, böylesi bir hayalse bugün olduğu gibi bazen dramatik bir hal alır.” Dolayısıyla uygarlık tarihi hem kadının kaybediş ve kayboluş tarihi hem de erkek egemen zihniyetin kendini pekiştirdiği bir süreç olarak araçsallaştırdığı bilim-sanatıyla eril tahakkümün başlangıç noktası olmaktadır. Erkeklik öldürülmeden toplum içerisindeki eşitlikten, demokrasiden, barıştan ve doğayla eş bir yaşamdan söz edemeyiz; çünkü hakikati karartılan kadın üzerinden şekillenen patriarkal zihniyet varlık alanlarını bu minvalde güçlendirir. Böylelikle militarizmin ve devletleşmenin getirdiği yıkımın eşiğinde olan Mezopotamya ve diğer bölgeler için de bu durum söz konusudur; çünkü yaşamın atavik itkiyle çevrelendiği yani patriarkal zihniyetle şekillendiği bir süreç içerisinde hem savaştan hem de yı- kımdan söz edebiliriz. Ezcümle, kadının araçsallaştığı ve nesneleştiği, doğanın yıkıma ve talana mahkûm edildiği, muktedirin zihniyetiyle müteşekkil bir sekülerliğin var ettiği cinsiyet kavramaları ve tanımlamasıyla erilleşen yaşam heroik bir tanıma ulaşır. Bu noktada Abdullah Öcalan’nın erkeği öldürmek

“aslında sosyalizmin temel ilkesi. Orda iktidarı öldürmektir, orda tek taraflı hâkimiyeti, eşitsizliği öldürmektir, orda hoşgörüsüzlüğü öldürmektir. Hatta giderek faşizmi, diktatörlüğü, despotizmi öldürmektir.” çözümlemesiyle hem Mezopotamya’daki erkeklik olgusuna hem de kurgulanış biçimlerinin yarattığı tahribata karşı önemli bir aynadır. Kadınla birlikte inşa edilecek yaşamda sadece kadın kurtuluşu değil aynı zamanda erkeğin de kendisini var ettiği yanlış yaşam içerisindeki kurgusundan kurtuluşu demokratik ulusun varlığıyla oluşturulacak bir yaşamla ve jineolojîyle mümkün olabilir. Kendi beniyle, yani var ettiği beş bin yıllık iktidarını ters düz edebilecek hatta erkekliğini öldürebilecek bireylerin varlığıyla, şu an ki krizlere çare bulanabilir. Abdullah Öcalan “Ve yenilenin ne aşkı olur, ne özgürlüğü olur, ne şerefi olur, ne de onuru olur.” söylemi kapitalist modernitenin inşa ettiği cinsiyetlerden, varlıktan, uygarlık inşalarından, tarihinden, biliminden, sanatından ve birçok mecrasından sıyrılmanın ancak mücadeleyle ve mücadelenin sonucunun da onurlu bir şekilde olabileceğidir. Özcesi, kişinin kendi muhasebesini yapması, yılların ardına düşüp kendi varlığının ve kurgusunun özeleştirisini vermesi kolay olmayacaktır; çünkü kendisine ayna tutmayı ve gerçekle yüzleşmeyi başaramayanın mücadelesi kurtuluş olamayacaktır. Son olarak, Abdullah Öcalan “Öyle sıradan bir görüşme değil. Yılların muhasebesini yapacağız. Bize, size düşen rolleri tartışacağız… Yalnız teoride değil, pratikte de önemli gelişmelere yol açacak bir buluşma olduğu kanısındayım.” derken de bireyin öz-beni ile buluşmasının önemli olduğunu vurgularken bu buluşmanın tüm bireyler adına elzem olduğunu da vurgulamaktadır. Öyleyse, özbenliği ve öz duygusuyla bireylerin buluşmasının mevcudiyetiyle müteşekkil olabilecek yaşam, hakikate ulaşmakta ve erkekliğin oluşturduğu krize çözüm noktasında önemli olacaktır.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.