Beritan bizim özgürlük ahlakımızdır

0

Direnmek bazen yeterince dolu bir içeriğe kavuşturulmadan hemen her eylem için kullanılan bir tanıma dönüştürülür. Direniş, temelinde özgürlükçü bir duruş varsa son derece anlamlıdır. Yaşam özünde bir duruştur ve direniş bu özgürlükçü duruşun eyleme dökülmüş halidir. Doğanın kendisi de bir duruştur ve dolayısıyla özgürlük eğilimini bağrında taşır. Atom altı dünyada ışık hızıyla seyreden hareketlilik, doğadaki özgürlük eğiliminin en çarpıcı ifadesidir. Sıkışma daima hızı arttırır; bu sıkışmaya karşı direnen parçacık hızını arttırarak gerçekte baskıdan kurtulmak ister. Baskı, maddenin özünde varolan özgürlük eğilimini açığa çıkarıp aktifleştirir.

Düşünen ve kendi farkına varan doğa olarak insan toplumsal bir varlıktır. Önderliğin deyişiyle, toplumsallık insan türünün varolma biçimidir. Toplumsallığı gerçekleştiren güç kadındır. Toplumsallıktan sapma aslında erkeğin ürünüdür. Bu açıdan özgürlükçü komünal duruş esas olarak kadının tavrını yansıtır. Kadının doğası özgürlüğe çok daha yatkındır. Baskı ve sömürü kadının doğasına tümüyle terstir. Sınıflı hiyerarşik uygarlık sisteminin gelişimi egemen erkekliğin gelişimidir ve bu gelişme sürekli insanlıktan uzaklaşmaya götürür. Başlangıçtan uzaklaşan ve ilkel diye tanımlanıp horlanan insandan önemli ölçüde kopan insan özünde artık insan değildir. O kendine yabancılaşmıştır ve bu anlamda sınıflı uygarlık toplumunun gelişimi insanın kendine yabancılaşmasının gelişmesidir. Kapitalist uygarlık sistemi bu yabancılaşmanın en dip noktasını meydana getirir.

Kürt tarihi bir yönüyle sınıflı uygarlık sistemine karşı bir direniş tarihi ise, bu tarihin en aktif öznesi Kürt kadınıdır. Söz konusu direnişi salt şiddet temelinde bir karşı koyuşa indirgemek yanlıştır. Kadının kişiliğindeki direnişin bin bir renge bürünmüş biçimleri vardır ve bu direnişin özü ruhunu satmamaktır. Kürt kadını ruhunu yabancı işgalciye ve işbirlikçi haine asla satmamıştır. Kürt gerçeğinde hala diri olan komünal demokratik değerler kadının bu direnişi sayesinde ayakta kalabilmiştir. Gelişen uygarlıkların üzerinde hakim olmak için birbirleriyle kıyasıya savaştıkları Kürdistan’da, Kürt halkı iki bin beş yüz yıla yakın süren yabancı egemenlik altında yaşamasına rağmen yine de yok edilememişse, bunu kadının o soylu direnişine borçludur.

Kürdistan’da gelişen gerilla direnişine kadının yoğun katılımı bu açıdan son derece anlamlıdır. Bu kitlesel katılımda, öteki nedenlerin yanı sıra, erkek kişiliğine duyulan güvensizlik de ciddi rol oynamıştır. Kürt egemen sınıfı şahsında erkekte yaşanan ağır işbirlikçi ihanet olgusu ve toplumun da bu hastalığın mikrobunu kapmış olması, kadını bu konuda yüksek bir duyarlılık göstermeye götürmüştür. Bu katılım, pratikte beklenen sonuçları arzu edilen düzeyde ortaya çıkarmasa bile, direniş savaşının doğru rotadan çıkarılması olasılığına karşı bir tedbirdir. On beş yıllık savaşta İsrail-Filistin savaşında kullanılan yöntemlere başvurulmamasında ve bu savaşın halklar arasında bir kardeş kavgasına dönüşmemesinde kadının payı küçümsenemez.

İşin tedbir boyutu Beritan kişiliğini akla getirir. Önderliğimizin sözleriyle, Beritan özgür kadın kişiliğinin, işbirlikçiliğe ve ihanete karşı direniş çizgisinin sembolüdür; özgürlüğe tutkun olan kadının yücelmesinin ifadesidir. Nitekim ’92 Güney Savaşında Osman’ın saldırgan işbirlikçi ihanet güçlerine teslim olmasına karşılık, Beritan’ın duruşu son nefesine kadar direnişte karar kılmaktır. Beritan’ın duruşu Önderlik çizgisinin özünü ifade ederken, Osman o koşullarda zulasındaki puşt hançeriyle her an Önderliği arkadan hançerleyecek bir potansiyel hainin duruşuna sahiptir. Osman bu savaşta bir pazarlamacı gibi davranmış, bir pazarlamacı olarak öncelikle kendi ruhunu satışa çıkarmış, işbirlikçi güçlerle bunun pazarlığını yapmıştır. Bu teslimiyetçi ruh hali daha sonra onu işbirlikçiliğe sığınma temelinde ihanete kadar götürmüştür. Buna karşılık Beritan son kurşununa kadar savaşmış, mermileri bittiğinde ise tıpkı daha önceki işgaller esnasında sergilenen kadın direnişçiler gibi kendini yalçın kayalardan ölümsüzlüğün kucağına atmıştır. Osman ve şürekası bugün birer siyasi mevtadır; buna karşılık Beritan yaşamın en diri gücü olarak halkımızın özgürlük, demokrasi ve sosyalizm mücadelesinde yaşamaktadır.

Önderliğimiz Beritan’ın en temel bir özgür yaşam ilkesi olduğunu söyledi; benim duruşum Beritan’ın duruşudur dedi. Özgürlük ahlakının Beritan kişiliğinde ve eyleminde dile geldiğini belirtti. Halkımızın tüm tarihini bağlayan “özgürlük-kölelik ikileminin günümüzde de ihaneti bol ve haini çok olma özelliğini koruduğunu” vurgulayarak, her türlü köleleştirme girişimine karşı Beritan kişiliğinde somutlaşan özgürlükçü duruşun sağlam tutulmasını istedi. Çünkü bizler uluslararası komploya karşı mücadelemizi ancak böyle bir duruşun sahibi olmakla kazanabiliriz. Küresel emperyal sistemin en büyük temsilcisi ve psikolojik yönetim gücü olan ABD’nin her türlü saldırısını ancak bu duruşla boşa çıkarabiliriz. Apocu çizgiyi ancak bu duruşla bölge çapında başarıyla hayata geçirebiliriz.

ABD’nin yeni küreselciliği, kapitalizmin yegane özgürlük biçimi olan pazar özgürlüğünü tüm Ortadoğu’ya egemen kılmak istiyor. “İnsan ile insan arasında çıplak çıkardan, vicdan tanımayan ‘peşin para’dan başka bir bağ bırakmama” kararlılığıyla bölgemize müdahale etmiş bulunuyor. İşbirlikçi ihanet her zamanki gibi yine en önde bu pazara koşuyor; kendi öz çıkarları için halkın tüm değerlerini ABD emperyalizmine ve ortaklarına peşkeş çekiyor. Emperyal sistem bizi de bu pazar ilişkilerine dahil etmek için yoğun çaba harcıyor. “Ruhunuzu satarsanız bedensel özgürlüğünüzü kazanabilirsiniz” diyor. Bize yönelik politikasını tümüyle bunun üzerine kuruyor. Nizamettin-Osman ikilisi buna koştular. İşbirlikçilerin kapı eşiğinde bağlanıp kırıntılarla karınlarını doyurma karşılığında kendilerindeki insanlığı kustular. Üstelik yaptıklarını ‘çakal politikası’ olarak tanımlayıp tüm örgüte ve halkımıza dayatarak kabul ettirmek istediler.

Ama örgütümüz ve halkımız Beritan çizgisine bağlılığını korudu. Özgürlüğün satılamayacağını ve satın alınamayacağını herkese gösterdi. Hiçbir yasanın özgürlük yasasının üstünde bir güce sahip olmadığının ve olamayacağının bilinciyle, kimlerden gelirse gelsin, tüm saldırılara göğüs gereceğini kanıtladı. Beritan’a bağlılık budur, şehidin anısına saygı budur. Kazanan bu bağlılığı koruyup bu temelde mücadele edenler olacaktır.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.