Dersim günlükleri-IV

0

YÜREKLERİN AŞKI

Saatler yaklaşıyor 15 Şubat’a o kara güne doğru, yüreğim buruk ve sessiz içim kaynıyor, bağırmak ve haykırmak istiyorum öfkeliyim seni orada tutan ellere ve bir şeyler yapamadığımız bizlere, bir süredir halk bugüne lanetlemek için ayakta. Başkanım, İmralı’yı  çok güzel bir bahçeye çevirdiniz, her çeşit gül ve çiçeklerle süslediniz, insanlık için huzur ve refah bulsun diye bu bahçeyi koklayıp özgürlük tadını alsınlar diye gece gündüz bir emek ve çaba ile gülleri çiçekleri ışığınız ile büyümesini sağladınız, fakat İmralı Adası her ne kadar özgürlük bahçesine çevrilmiş olsa bile yüreğimiz artık oradaki tutsaklığınızı kaldırmıyor. Başkanım ve şu iyi bilinmeli ki fikriniz ve düşünceniz halkın yüreğinde büyük bir ‘Aşk’ ve özgür bir yaşam arayışı yarattı.

Şimdiye kadar oradan çıkaramadığımız için bu kara günün karşısında kendimizi ne kadar sorgulasak bile azdır. Bizler bu günü karşısında suçluyuz çünkü sizi özgürleştiremedik. Başkanım bunun acısı hep var oldu içimizde.
Milyonlarca halk bu günün sizin fikirlerinizle ayakta ve tek bir dille özgürlüğünüzü haykırıyorlar. 15 Şubat uluslararası komployu lanetlemek ve size sahip çıkmak için yüzlerce insan etrafımızda bir ateş çemberi yaratarak bedenlerini alevin kızıllığıyla aydınlatarak cevap verdiler. 15 Şubat kara gün geldiğinde bu alev kızıllığı etrafındaki çember büyük aşklar yarattılar. Sizin ortaya koyduğunuz güç ve irade karşısında canlarını vermekte bile az gördüler. Belki böyle bir yaklaşımı benimsemiyorsunuzdur Başkanım ama insanlarında sizden ayrı yaşayamayacağı açıktır. Özgürlüğünüzü ve yanınızda olmayı istiyorlar. Bu satırları yazarken boğazımın düğümlendiğini hissedebiliyorum ve bir ürperti var bütün dünyaya haykırırcasına. Başkanım ellerimi ellerinde hissedercesine düşünüyorum. Neden kimse duymuyor neden görmüyorlar.

Ne ahlak ne vicdan ne de duygu söz konusu. Hiç mi hissetmiyorlar. Yani başlarında milyonlarca halkın sesi dünyaya yankılanıyor. Önderliği görme umudu ile haykırıyorlar dünyaya. Ve neden bu haksızlık görülmüyor. Hiç mi sızlamıyor yürekleri hiç mi görmüyorlar bu yanan bedenleri ve halkın haykırışlarını elbette gerçekler bir gün yerini bulacaktır. Ve her geçen gün özgürlüğün bedelinin biraz daha arttığını görebiliyoruz. Bu özgürlük kokusu kendisi ile beraber ne kadar mutluluk, sevinç yaratsa bile bir o kadar da acı vermiştir.

Bir gerilla olarak size ne kadar öz eleştirimizi versek de azdır. Başkanım her birimiz tarihi görevlerimizi yerine getirmiş olsaydık. Belki de binlerce halk ile birlikte Amed Surlarında özgür bir buluşma ile el ele kucaklardık. Sizinle o günleri görebilmek için neleri vermezdim Başkanım.

Ve size karşı var olan umudumu, özlemimi, sevincimi hiç bir zaman yitirmedim. Ne kadar hayalim olsa bile yaratmış olduğunuz ‘Kadın Özgürlük Mücadelesi’ ile beraber özgür yarınlarda buluşmanın özlemi ve hasretiyle sizi kucaklıyorum.

Rojda Amed

15 Şubat 2014

Yine 15 Şubat, yüreğimde hiç kabul etmediğimiz ama şu an gerçek ve her gerçek gibi de acıdır! Seni anlatacak kadar güçlü bir kalemim yok. Başkanım, senden anladığım en önemli şeylerden biri de, nerede olursan ol, adaletsizliğe, eşitsizliğe meydan okuman ve bu çok zor da olsa ve bunu başarmak var olanla yetinmeyip daha fazlasını yaratma ve başarma!

Başkanım, senden öğrendiğim mücadele en gerekli olandır. Evet hayat devam ediyor ve ben onu nasıl yaşıyor ve yaşatıyorum? Hayat bundan sonra da devam edecek ama bu sefer eskisinden daha farklı, eskisinden daha yoğun olacak. bunu da senden öğrendim. Çünkü senin felsefen de hiç bir zaman eskisiyle kalma yok, sürekli büyütmek, sürekli yeniyi aramak var.

Başkanım, seninle yaşamak, seni anlamaktır. Bu da senin felsefenin anlayarak, hissederek yaşamaktır. Bir atın gözlerindeki anlamı sezmekten tutalım, bir sesin anlamını çözmeye kadar… Yaşamı bir bütün olarak çiziyorsun… Yaşlı bilgeye saygıdan başlayıp bir ceylan kadar ürkek bir genç kızın gözlerindeki arayışa yanıt olmaya kadar!
İşte bu yüzden senin yaşamın anlam yüklüdür. Belki bu yüzdendir senin etrafındaki mumlar, hiç bir zaman sönmemeli….

Raperin Koçer

16 Şubat 2014

Tarihten yine bir özgürlük arayışçısı ve halkın umudu çalınıyor. Dört duvar arasına alınıp tecrit edilmek isteniyor. Ama bunu kimse kabul etmiyor, etmek istemiyor. Ne yürekler, ne insanlık ne de tarih bunu kabul etmiyor. Ve buna birçok kesim göz de yumuyor. Aslında şuna inanıyorum ki bu tarihe bir kara leke olarak kalacak. Tarih hakikatin ve gerçeğin arayışçısı çocuklarının intikamını alır, onun bedelini ağır ödetir.

Önderliğim, seni çok özlüyorum, özlüyoruz. Şu an duygularımı dile getirirken eksik ve yetersiz kaldığımı biliyorum. Seni anlatmaya ne dilim ne de kalemim ne de yüreğim yeter. Ama senden öğrendiğim bir çok şey oluyor ve bu da beni güçlü kılıyor. Sen düşüncelerimin yol göstericisi, duygularımın tarifsiz heyecanı, özgürlük ve onur savaşımında büyük komutanım. Emeklerin çok büyük, çaban çok büyük.

Hep içinde güzel yaşayacağım bir hayatı yaşamayı istedim. Bu yaşamı sen yarattın bu da beni inanılmaz derecede mutlu etti.

Senden öğrendiğim ve öğrenmek içinde can attığım bir çok noktada takipçin, izinde yürüyen bir militanın olmak büyük heyecan veriyor. Her zaman ve her akşam yıldızların ve doğanın eşsiz güzelliğinin içinde seni düşünürken, senin ideolojin de derinleşmeye çalışırken şu aklıma geliyor. Hz İsa’nın nasıl havarileri varsa, Hasan Sabbah’ın fedaileri, Hz Muhammed’in sahabeleri varsa, Başkanım binlerce militan ve yoldaşının olduğunu herkes biliyor. Ve senin güçlü militanın ve yoldaşın olabilmek için yoğun bir şekilde çaba harcaman gerektiğinin farkındayım. Senin yoldaşın olmak kolay değil. Ve biz bunu yetersiz yaptığımız için o tecritten kurtaramıyoruz.

Ama yakın zamanda buluşacağımıza olan inancımla size sevgilerimi ve özlemlerimi belirtiyorum. Seni çok özledim ve özlüyoruz da.

18 Şubat 2014

Sema Gabar

Bugün yüreğim ve beynim hala kabul etmemektedir. Ve yer gökyüzü bile ağlıyor onlar bile kabul etmiyor. Özgür bir insanın 15 yıl tutsak olması. Böyle bir şeyi kimse yaşamamış, ne tanrılar ne peygamberler ne de evrende böyle bir şey yaşanmadı. Böyle bir haksızlığa böyle bir komploya karşı bugün acı çeken yüreğimle İmralı’ya yol almak isterdim. Sadece bir kere Önderliği görmek için uzakta bile olsa razıyım bir can verirdim. Peşinde koştuğum hakikat aşkının, bedeni tutsak, fikri özgür insan. Bugün ölümsüzlük kervanına katılan bedenini ateşten yaratan özgürlük çemberine dahil olan kahramanlar yine seni yalnız bırakmadılar.

Ne kadar yazsam bile ne şiirler ne de şarkılar ne de duygularım yeter seni anlatmaya. Beynim bir evrenin var oluşu ve bitişi gibidir. Sensiz kendimi hissettiğim zamanlar başkanım yüreğim Viyan’ın bedenindeki ateşler gibi her gün yanmakta geçen bir saniye bile yaşamamaktadır. Korkak ve titrek yüreğim sensiz kalmış yine. Kürdistan’ın dört parçasında kinini düşmana püskürtürken bir kez daha fark ettim, yetersizliğimi ve cesaretsizliğimiz. Başkanım tek fark ettiğim bir şey tutsak olan sen değilsin benim. Bedeni özgür olan yüreği düşüncesi tutsak olan biriyim Başkanım. Şimdi 15 Şubat’ı yaşamak sanki her saniye canımdan bir parça alınmakta yüreğim her dakika parçalanmaktadır. Seni görme umudu bitmedi ve biliyorum ki bir gün özgürlük dağlarında milyonların karşısında görme umudunu yitirmeyen beynim seni aramakta Başkanım.

İMRALI ADASI’NA

Bir kuş olmak isterdim pencerende
Sabahları seni görmek için
Bir dalga olmak isterdim
Her an kıyına vurmak için
Ve seninle olmak için
Rüzgar olmak isterdim
Her gün seninle konuşmak için
Yağmur olmak isterdim
Sana eşlik etmek için
Gökyüzünde bir yıldız olmak isterdim
Seni yalnız bırakmamak için
Güneşin ışığı olmak isterdim
Her sabah hücrene doğmak için
Ay olmak isterdim
Geceleri seni izlemek için
Her sabah güneşin doğuşuyla benden
Selam çakın İmralı’ya

15 Şubat 2014

Evindar Zilan

İmralı’nın bütün güzel çiçeklerin renginin yarattığı sevgi ile İmralı suyunun berraklığını, özgür kokan rüzgarın yarattığı umut ile içten kucaklarım özlemlerimi, hasretimi belirtirim. Başkanım! Ülkemin umudu, güzelliği, heyecanı yaşamın tüm rengini yeniden yaratan gerçek insanına;

Bu coğrafyanın tarihini gerçeğini ortaya koyan tek insanımızsınız, en büyük umutlarımızdan biri de kadınların özgürleşmesi ve Kürdistan’ın çocuklarına özgür yaşamı miras bırakmak olduğunu biliyoruz. Başkanım, siz zalim düşmanın gerçek yüzünü ortaya koydunuz. Siz sinsice çalınan ateşi yedine yükseltip büyük bir Newroz Ateşi coşkusu yarattınız ve sayenizde binlerce Adule’niz oldu, yüzlerce bedenini ateşe veren kızlarınız..

Başkanım, İmralı’nın soğuk duvarlarını sezince, o nemli, rutubetli, zorlu koşullarını hissedebiliyorum. O dört duvar arasında. Deniz üstündeki martıların çığlığı nasılda sessiz, çıplak odalara yankılandığını düşünürcesine ve İmralı’nın etrafındaki deniz dalgaları olmayı hayal ediyorum. Israrla İmralı’nın soğuk duvarlarını dövüp kırmak istiyorum içinde bulunduğunuz denizin dalgası olmak istiyorum. Hayal etmez miyim küçük demir parmaklı camınıza konan güvercinin her sabah Kürdistan halkının selamlarını getirircesine, karavanadaki yemeğinize, volta attığınız avluya düşmez miyim Başkanım. Sizi her böyle andığımda ruhuma bir darlık girdiğini, bir iç ürpertiyi yaşadığım gerçektir. Nasıl söyleyebilir ki, şimdi ne ifade edebilir yüreğimin dili. Sizin orada olmanız bizim için çok zor. Ruhumuz yüreğimiz derinden derine sancılanıyor.

Yarattığınız dünya gerçeğini ruhumun derinliklerinde hissedebiliyorum ve düşünüyorum hayal etmeye, düşlerde çizmeye çalışarak hayal ediyorum ve o an gülümsemenizi düşünüyorum her gece parıldayan yıldızlarda.

Gözbebeklerinizdeki ışığı görüp hayal ediyorum, tek insanımı yazmaya yarattığınız bu gerçekliği ve resminizi bir kavanoza kapatıp bu Dersim’in asi ve akışkan olan Akvanos suyuna almak istiyorum. İmralı adası, İmralı denizi ile karışırcasına ve o an kavanozun açılmasını istiyorum. O denizde bulunan bütün canlı olan varlıklarda sizin esir alınışınızı kabul etmeyecektir, bu gerçekliğiniz karşısında onlarda bunu fark edecektir. Çünkü siz canlı olan her varlığı düşünüyorsunuz Başkanım. İşte zaten sizin bütün dünya insanlarından farkınız bu ve bu canlı varlıklar çırpınmaya başlayacaktır ve başlarını İmralı duvarlarına vururcasına onlarda bizim gibi sizi kurtarma arayışına girecektir…

Ey ezilenlerin sadık dostu, yüreğimdeki tek insan, özgür Mezopotamya sizi bekliyor.

15 Şubat 2014

Nuda Koçer

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.