Dersim Günlükleri-III

0

MASAL KÖYÜNDEN ÖNDER APO’YA SEVGİLİ ÖNDERLİĞİM, ORADA GEÇİRDİĞİN HER ANA, YÜREĞİMİZE SAPLANAN BİR HANÇER GİBİ

Bugüne sığdırabildiklerimi yansıtmaya zorlanıyorum… Bu kara günü yazmaya… Canım Önderliğim… En güzel insan… Halkımı ve benim, binlerce yıllık özlemim, tarihin canlı tarihi… Sende toplanan değerleri kucaklamaya, yüreğim yeter mi? Sen; benim ve bizim gizlenmiş, yasaklı tarihimizsin… Sen, benim, gelecek ütopyamsın, sen benim mücadele gerekçem ve iddiamsın. Sen, yüreğimin kapılarını ardına kadar, tereddütsüz açan tek gerçeksin. Senin gerçekliğinde erimek, yok olmak istiyorum.

Bugünü öyle yoğun yaşadım ki… Kesintisiz, derinlikli ve derin bir kederle! Öyle çok şehit yoldaş, yüreğimi gelip geçti ki!…

Önderlik, o kadar çok değerle bütünleşmiş ki, hepsini içi içe yaşıyorsun. Tarihi, isyanları, bugünü, şehitler ve bizim gerçeğimiz. Şeyh Said’i düşünmeden ve peşi sıra diğer isyanları ve katliamları anmadan, düşünmeden, önlerinde saygıyla eğilmeden, bugün yaşanabilir mi? Kadim halkımızın son yüz yıllık tarihini, karartan ve trajedilere boğan 15 Şubat 1925’te startı verilen komplo hissedilmeden, bugün yaşanabilir miydi? Hepsinin yoğunlaşmış acısını hissetmeden, yaşanabilir miydi? Önderliği, bu kadim tarihin toplamı ve bileşkesi olarak kavramadan, onu hissedebilir miydim? Tüm Kürt tarihinde ve varlığından alınmak istene intikamın, Önderliğimin şahsında yapılmak istendiğini görmeden, bu güne doğru anlam verebilir miyim? Anlamın, doğrunun, iyinin ve güzelin yaratıcısı, koruyucusu ve taşıyıcısı olan Önderliğimizin, denizler ortasında boğdurulmak istenen ışığının, her şeye rağmen gözleri kamaştıran şavkının büyüsüne kapılmayan var mı gerçekten?

Bugünü yaşarken, aklıma sürekli Zagros’ta yaşadığım 15 Şubat günü geldi. O gün kampımıza, değerli komutanım, benim için efsane olan ve çok şey borçlu olduğum ve kendisini hep sevi ve özlemle hatırladığım Reşit arkadaş gelmişti. 15 Şubat için toplantı yapacaktı. Yerde biraz kar vardı. Hava soğuktu. Ama hepimizi dışarı çıkardı, araziye götürdü, kuru bir toprak parçası bulup oturmamızı sağladı ve başladı konuşmaya. Neler anlatı biliyor musun sevgili günlük? Önderliğe ilişkin gördüğü rüyalardan. Hepimize sordu, Önderliği rüyalarımızda görüyor muyduk, onu en son ne zaman ve nasıl görmüştük ve en unutamadığımız rüyamız hangisiydi, bunu paylaşmamızı istedi. Hiç böyle bir toplantı beklemiyordum, sanırım hiç birimiz beklemiyorduk. Gerginliğimiz, kasvetimiz uçup gitmişti. Ve her arkadaş, gözleri mutlulukta ve özlemle parlayarak, rüyasını anlatmaya başladı.

Bu sefer Önderliğe ilişkin acılarımızı değil, bizzat Önderliğin kendisinden kaynaklı mutluluğumuzu paylaşıyorduk. Tabi değerli komutanımız Reşit arkadaş da rüyasını paylaştı. O günü hiç unutamadım, canım komutanım Reşit yoldaşımı da… Bugün, sürekli aklımda ve yüreğimde olmasının, temel sebeplerinden biri de, o 15 Şubattı… Başta dedim ya, yüreğimde şehit arkadaşların geçidi oldu diye… İşte bundan dolayı idi… Yüreğim büyük bir kederle eziliyor. Yapamadıklarım, yarım bıraktıklarım, verdiğim sözler, gücümün geri getiremeyeceği sonlanmışlıklar… Hayaller, özlemler, hepsi bazen çok acı veriyor. Yarıladığımız yol, çok değerli, en güzel insanların hayatlarıyla döşendi çünkü bakmaya doyamadığımız, bir tek gülümsemelerinin bizi en zoru yapmaya teşvik ettiği en güzel insanlar… Ama daha, almamız gereken, öyle çok yol var ki! Yürüyecek güç, cesaret, istem ve irade, her zaman hazır ve nazır olmalı.

Sevgili Önderliğim, orada geçirdiğin her ana, yüreğimize saplanan bir hançer gibi. Ne kadar kanasak da, bu lanetin perdesini yırtıp, sıcak ellerine ulaşamıyoruz, başımızı o engin yüreğine yaslayıp, doyasıya hasret gideremiyoruz. Eziliyoruz, kahroluyoruz… Sana, Halkımız ve Şehit yoldaşlarımıza verdiğimiz nice söz ve görev; bizleri bekliyor. Bunları başarmadan, senin, halkımızın, şehit yoldaşlarımızın ve insanlık tarihinin karşısın, başı dik ve onurlu çıkamayacağımızı biliyoruz. Her şeye rağmen, eksiklik ve hatalarımıza rağmen, senin kızların olmak, dünyanın en büyük onunu. Sözlerimizin, görevlerimizi haklarını yerine getirmeye çalışacağız, bu çaba, en değerli ve bizi de anlamlı kılacak tek değerdir.

Seni çok seviyorum Önderliğim, Seni çok seviyoruz yüce ışığımız, kavuşacağımız günün, çok yakın olduğuna inanıyorum, selam, sevi ve özlemlerimi iletiyorum.

14 Şubat 2014

YAŞAM UMUDUMA

Tarihin tekerrürü sandılar
Bilmediler etrafında bin yılların
Sönmeyen Zerdüşt’ün
Ateşi olacağını
Ruhunun, aklının büyüsüne
Sırrına eremediler
Bilmediler güneşin ışınlarında
Ama hiç bir zaman batmadığını
Dağ doruklarında yüceleştiğini
Ormanın yeşilinde yaşama
Renk kattığını bilmediler
Ördükleri duvarların vız gelidğini
Özgürlük erdemleriyle genç kızların
Erkeklerin yürekleriyle an’da buluştuğunu, nehir coşkusuyla
Aktığını bilmediler
O coşkun, güzel yüreğine bir gün başımı yaslayacağım günün umuduyla…
Sevgim ve özlemim sonsuzdur.

Veroz Munzur
15 Şubat 2014

YİNE BİR 15 ŞUBAT DAHA…

Tarihimizde lanetli ve kara bir gün olan bugün 1999’da eksik ve hatalarımızdan dolayı bir kez daha tekerrür etti. 99’dan bu yana 15. Yılına giriyor, acılar ve güçlüklerle dolu geçen 15 yıl…
Başkanı sizi yazabilmek, bugüne ilişkin duygularımı dile getirebilmek çok zor. Ama sizi her yerde görebiliyorum, küçük bir çocuğun dünyadaki tüm kötülüklere inat kahkahalarda dolu gülüşlerinde, dünyanın tüm acılarını ve eşitsizliğini gören analarımızın bunu kabul etmeyişlerinin çırpınışı, çare arama ve haykırışlarla dolu olan gözyaşlarında doğanın diyalektiğinde karanlığın aydınlğın da ve en önemlisi de tüm hakikat arayışçılarının beyninde ve yüreklerinde…
Başkanım Türkiye’ye getirildiğiniz de 9 yaşındaydım. Sizi çok tanımıyorum ama bir kurtarışçı olduğunuzu biliyordum. Böyle bir kahramana bu yapılamaz. Keşke elimde sihirli bir değnek olsa çıkarabilsem diyordum. Sonradan görüm ki çocukluğumdaki sihirli değnek sizin beyniniz ve yüreğinizdeymiş.

Başkanım sizi tanıdıkça elimde olsaydı daha erken doğup bu hakikate daha erken doğup bu hakikate daha erken katılabilseydim. Belki o zaman sizi karşımda görebilir, dokunabilir, sarılabilir ve başımı göğsünüze koyabilirdim. Bu yüzden eski arkadaşlar çok şanslı görüyor ve çocukça bir kıskanma da oluyor. Ama sizin bizimle ve bizim olduğunuzu bilmek, sizin düşüncenizle düşünebilmek, doğaya, evrene öyle bakabilmek ve sizin kızlarınızdan biri olduğumu bilmek beni o kadar heyecanlandırıyor ki düşündükçe yüreğimin yerinden çıkacakmış gibi çarpmasına yetiyor ve bu bana muazzam bir güç veriyor.
Başkanım yakın bir zamanda aramızda olacağınıza yürekten inanıyorum. Tarihten bu kara günü bir daha asla gelmemesi için sileceğiz. Bunu yapamayana kadar da rahat olmayacağımızı biliyoruz. Tarihin karşısına başımız dik çıkabilmeliyiz. Bir 15 Şubat daha geçirmeyi kaldıramayız. Bu fazlasıyla ağır geliyor. Keşke gözyaşları yazıya dökelebilseydi…

Biji Serok Apo!
Şehit Hêlîn Faraşin
15 Şubat 2014

15 ŞUBAT

Hani olur ya sıradan sevmediğim dün bugünü belkide ifade etsem anlamı o kadar dolu olmayabilir. Bir de bugüne bakalım, bir dünyada sevilmeyen bir günün içini dolduracak bir sebebi vardır umalım. Bugünün anlamını çocukların gözlerinde, halkın bedenindeki ateşte görebiliyor bugünü yaratanlar. Ve bugünü yaratanlar anlamını ve ne kadar da açacağım duygularım ve yetersizliğimi tekrardan sana sorgulamaya geçecektir. Bilmiyorum ilk uluslararası komplonun oluduğu günden beri yaşadığımı hissediyorum yavaş yavaş tabi böyle bir şeyi yaşamayı ne ben ne de seni tanıyanlar ister umarım ve hep hayalimdir seninle özgürlük alanlarımızda gezip seni görmek ama biliyorum özgürlük dağlarında seni aradığım zaman bir çocuğun gözbebeklerine bakarım ve bedeni ateşler içinde olan halkımın bedeninde bugün aradım bilmiyorum ifade edemiyorum. Hani dersin ya kadın duygularını şiirlerin şarkılarıyla ifade eder ben seni ifade etmek isterdim ama benim seni tamamlayabilecek, ifade edebilecek şiirim ve şarkılarım olmadığı için özeleştirimi veriyorum Başkanım.

Biji Serok Apo!
Dorşin Amed
15 Şubat 2014

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.