Eylem Yalçın’ın fedai eylem mektubu

0

ŞEHİT ZİLAN ÖLÜMSÜZLER TABURUNA FEDAİ EYLEM MEKTUBUMDUR

Adım Eylem YAŞA, kod adım Eylem YALÇIN. Ailem aslen Amed’in Karaz (Kocaköy) ilçesinin Tepecik Köyündendir. 1984 Amed-Merkez doğumluyum. Ailem yurtsever, feodal ve aynı zamanda küçük burjuva etkileri de taşıyan tipik bir Amed ailesidir. Yedisi kız, beşi erkek toplam on iki kardeşiz. Ben ailenin en büyük çocuğuyum. İlkokulun 4. sınıfına kadar okudum. Okula devam etmememin sebebi şuydu: ‘90’lı yıllarda Amed’de düşman baskıları ve çocukların kaçırılmasının ailemde korku yarattığı söyleniyordu. Örgütü küçük yaşlarda ailenin yurtsever olmasından dolayı tanıyordum. Yaşadığım şehrin Amed olması ve içinde bulunduğum toplumun ve ailenin düşman baskılarıyla birebir yüzyüze kalması, ister istemez arayışlarımı yönlendiriyordu. Yani Kürdistan’daki savaş gerçekliği, gece geç saatlerde sürekli silah seslerinin duyulması, faili meçhullerin yanı başımızda yaşanması gibi olayları içten yaşıyor ve hissediyorduk. Kürdistan’da bir çocuk olmak, her gece yatarken dahi tanıdıklarına ve ailenden birilerine zarar geleceği korkusuyla uyanmak oluyor. Yani çocukluğumuzu tam olarak yaşayamıyor, savaş gerçekliğiyle büyüyorduk.

Bu süreçlerde etkilendiğim birçok olay olmuştur. Fakat en çok etkilendiğim olaylardan biri, sadece Kürtçe gazete sattığı için onikiyaşında YALÇIN isimli amcamın JİTEM ve Hizbul-Kontra tarafından şehit düşürülüşüdür. O olayda çocuk yaşlardaki üç amcam saldırıya uğruyor; biri şehit düşüyor, diğeri yaralanıyor. Olay sonrasında amcamın beyninin yerlere saçılması ve ninemin feryatları gözlerimin önünden hiç gitmez. Bu durum, özellikle ninemin ağıtları bende “Benden bir şeyler yapmam beklentisi var” hissini oluşturuyordu. Sorumluluk duygusunu daha o yaşlarda hissedebiliyordum ve bu da bende intikam bilincini geliştiriyordu. Çocukluğum ve o yıllarda yaşayan benim gibi binlerce çocuğun yaşamı böyle geçiyordu. Bunlar biz çocukları hem gerilla olmayı hayal etmeyeyöneltiyor, hem de bende mücadele içerisinde yer alan aileye bir hayranlık geliştiriyordu. Bununla bağlantılı olarak maddi yönden çok zorlansak da, ailenin yurtsever olması beni hep gururlandırıyordu.

Uzun yıllar örgüte katılma istemim olmasına rağmen, sürekli babamın beni katacağına inandığım için katılımım ertelendi. 1997’den 2005’e kadar uzun bir süre sürekli katılma girişiminde bulundum. Yine 1999’da, Önderliğin yakalandığı süreçte, çok ısrar etmeme rağmen yine katılamadım. Son olarak yaşım ilerledikçe toplumda ve ailedeki kadının konumu, yine yaşıtlarım olan genç kızların tek yol olarak gördükleri sistem yaşamını seçmeleri gibi durumlar bende çelişki oluşturuyor, beni “Artık böyle yaşayamayacağım” düşüncesine götürüyordu. Özellikle annem ve babamın her ailede görüldüğü gibi yaşadıkları anlaşmazlıklar, erkek egemenlikli zihniyeti babam şahsında tanımam, bir kadın olarak yaşamın sistem içerisinde ne kadar çekilmez ve bir bataklık düzeyinde yaşanılamaz olduğunu görmemi sağladı. Babamın cezaevine girmesiyle beraber maddi imkansızlıklar nedeniyle çalışmaya başladım. O çalışmalarda en çok yaşadığım çelişki ve gördüğüm durum, işçilerin ve özelde kadının emeğinin ne denli sömürüldüğüydü.

1999 yılında Amed’deki imkansızlıklardan ve yaşamın renksizliğinden bir nevi kaçış gibi Türkiye şehirlerine göç ettik. Göç edip mekan değiştirdiğimizde yaşamın da, zihniyetin de değişeceğine inanırken, gittiğimizde gördüm ki, insan kendisiyle birlikte yaşamını da oralara sürüklüyor ve oralarda Kürtler için yaşam çok daha zordur. Yabancı olduğumuz her an hissettiriliyordu ve en çok 2000’li yıllarda yaşanan bayrak provokasyonu sonrasında oradaki halkın bize yaklaşımı insana birçok gerçekliği gösteriyordu. Yani Türkiye’deyken anladım ki, biz oralara ait değiliz. Daha sonra kısa bir süre kaldığımız Amed’e döndük. Orada da tutunamayınca tekrar Türkiye’ye göç ettik. 2005 yılında Antalya’dan partiye katıldım. Fakat hep geç katılmanın ezikliğini yaşadım.

Mücadeleye katıldıktan sonra, tanıştığım parti yaşamının,tüm zorluklarına rağmen, aradığım yaşam olduğunu anladım. Hem düşman gerçekliği ve yaşamın zorlukları karşısında gerilememekhem de kendimle mücadelede sonuç almak üzereiradeli bireyi yaratmakiçin parti yaşamının yıllardır hayalini kurduğum yaşam olduğunu söyleyebilirim. Katılımım ilk süreçlerde duygusal temellere dayanıyordu. Bir noktadan sonra sadece gerillaya fiziki katılımın yetmediğini anladım. Öncesinde yaşam ve mücadele gerekçelerim belli şeyler iken, kendileriyle birlikte yaşadığım yoldaşların şahadeti ve yaşama olan sevgim zamanla arayışlarımı güçlendirdi.

Şehit yoldaşların yapamadıkları, eksik ve yarım bıraktıkları hedeflerine ulaşmak,yaşam ve mücadele gerekçelerim oldu. Özellikle çok büyük işler, eylemler yaparak düşmana darbe vurabilecekken, sadece kendini yakan ve yersiz şehit düşen birçok yoldaşın şahadeti beni hep “Böyle olmaması gerekiyor” yoğunlaşmasına götürüyordu. Önderliğin durumu ve konumu karşısında çok şey yapabilecek birçok değerli yoldaşın böyle şehit düşmesini kabul edemedim. Kendini böyle tanımak, mücadeleyi tanımak gerekçeleri güçlendiriyor. Ancak yaşama doğru katılarak ve doğru yaşayarak Önderliğe ve örgüte cevap olunabiliyor. Yani hem fiziki hem de zihni anlamda, nerede ve nasıl olursa olsun, düşmana ne kadar vurabilirsen o kadar cevap olabilirsin.

Tanıdığın ya da tanımadığın şehit yoldaşların her birininsadece fotoğrafı dahi sende farklı, derin duygular uyandırıyor; seninle konuşuyorlarmış hissine kapılıyorsun. Çünkü yaşamın anlamı bizler için artık şehitler ve Önderlik oluyor. Şehitleri kendine ait hissettikçe yaşamı ve onları sahiplenme duygungelişiyor, sorumluluk ve doğru cevap olma arayışın güçleniyor. Her ne kadar acı duysan da, her şahadet sana güç veriyor ve bireyi yürüten de bu gerçeklik oluyor.

Kendim için bu temelde yürümeyi esas alıyor, yapacağım her çalışmada ve her eylemde ancak böyle cevap olabileceğime inanıyorum. Buyüzden böyle bir arayış içerisine girdim. Büyük cevap verebildiğim oranda, her ne kadar acı duyulsa da,eylemimin yerinde olacağına inanıyorum. Eğer yerinde ve zamanında olmazsa, bir o kadar doğru cevap olamam. Çünkü ben bir bütünün parçası olduğuma inanıyorum.

Güneşimiz Olan Rêber APO’ya!

Önderliğim! Siz söz konusu olunca yüreğim çok büyük heyecanla doluyor. Size karşı olan duygu ve düşüncelerimi dile getirmekte çok zorlanıyorum;duygularımı ifade etmede sözcükler sınırlı kalıyor. Çünkü bize yaşamı, özgürlüğü, her şeyi siz öğrettiniz. İçinde yaşadığımız bu özgür diyarları, dağları, toprakları bize siz verdiniz. Fakat biz sizi bu dağlara bile getiremedik. Sizin gerçekliğiniz karşısında hep eksik ve zayıf kaldık. Sizin gerçekliğinizi çok fazla dile getiremesem de, kadın-erkek, genç-yaşlı, sizi görmüş olsun ya da olmasın, birçok insanın kolektif aşkı ve size olan duyguları beni hep düşündürüyor. Sizin büyüklüğünüzü düşman bile görebiliyor. ’96 ve ‘99’daki düşman komplolarına ve yıllardır İmralı tecridine tek başına karşı duruşunuz ve direnişiniz sistemi boşa çıkarmaktadır.

Biliyorum, siz böyle bir eylemi kabul etmeseniz de, düşman gerçekliği savaşı bize tek seçenek olarak bırakıyor. Sizin büyük barış çabalarınıza rağmen, düşmanın yaklaşımları hep vahşice ve vicdansızcadır. Yaşamak için düşmana büyük vurabilmeliyiz. Yetersiz yoldaşlığın özeleştirisini pratikte ancak böyle verebilirim. Çünkü yetersiz yoldaşlık sadece ’99 öncesi katılan yoldaşlarla sınırlı değildir. Ben de yıllardır parti içerisinde mücadele ediyorum ve size doğru cevap olamıyorsak benim de özeleştirimi vermem gerekiyor. Özellikle bir kadın olarak yetersiz yoldaşlığımızın özeleştirisi ve sorumluluklarımız birkaç kat daha ağır oluyor. Çünkü kadınlar olarak bize kendimizi siz tanıttınız ve size en doğru yoldaşlığı bizim yapmamız gerekir.

Başkanım! Sürekli sizi her kesime ve her yere taşıramama ve tanıtamamanın özeleştirisini veriyoruz. Çünkü siz sadece bizimle sınırlı bir Önderlik değilsiniz, tüm insanlığın Önderisiniz. Benim de, tüm şehit arkadaşların ve yoldaşların da en büyük hayali sizinle Amed surlarında buluşmaktır. Ben olsam da olmasam da, halkımız, tüm dost insanlar, gerilla ve şehitler o anı Amed surlarında yaşayacağız. İçten inanıyorum ki, bu hayal gerçek olacak ve benim amacım da bunu gerçekleştirebilmektir.

Dediğim gibi, sizin kabul etmeyeceğinizi bilsem de, düşmanın bize bıraktığı tek yol bu olduğu için, kendi irademle bu karara ve yoğunlaşmaya gittim. Eğer size pratiğimle büyük bir cevap olabilirsem anlamlı olabileceğime inanıyorum.

İnsanlığın En Kadim Halklarından Olan Kürt Halkına!

İnsanlığın başlangıcından bugüne kadar toplumsal değerlerin ilk yaratıldığı yerve beşiği olan Mezopotamya, Kürt coğrafyası ve bunlara analık eden Kürt halkının tarihteki yeri hep inkar edilmiş, yok sayılmıştır. Tüm insani değerlerin özünü bugün bile taşımasına ve bunca gerçekliği yaratmasına rağmen,günümüzde halkımıza en düşürülmüş yaşam layık görülmüş, Kürt halkı ezilmiş ve sömürülmüştür. Sistem açısından taşıdığı değerler hep tehlike konumunda görüldüğünden, kendisine “En iyi Kürt ölü Kürttür” felsefesiyle yaklaşılmaktadır. Bundan dolayı dünyanın her yerinde katliamlara, işkencelere, baskıya ve asimilasyona maruz bırakılmaktadır.

Kürt gerçekliğini hep kadın gerçekliğine benzetiyorum. Sistem kan emici bir vampir gibi hep kadının bedenini ve Kürt insanının kanını emip sömürerek kendini yaşatmaktadır. Önderlik çözümleme ve savunmalarında verili tarihi alt üst etti ve bize gerçeği çok açık bir biçimde gösterdi. Tarihte hep kendinin olamayan, başkalarınaait olması istenen ve katliamlardan geçirilen Kürt halkı, PKK ile birlikte kendisinin oldu. Kendi olan bu halkilk defa kendisi için yaşıyor ve kendisi için savaşıyor. Artık kendini Önderlikle tanıyan bir halk gerçekliğimiz var. Çünkü tarihe baktığımızda hep başkası için çalışan, savaşan ve komutanlık yapan Kürtlerigörürüz. Günümüzde kendisi olan bir halkımız olduğu için sistem halkımıza bu kadar öfkeleniyor, katliamlar ve baskılar uyguluyor.

Halen Roboski’de gençlerin öldürülmesi, analarımıza ve babalarımıza coplarla saldırılması, Rojava’daki insanlık dışı katliamlar, bir avuç kalmış Êzidi Kürtlerinin bile bitirilmek istenmesi, her gün çocuklara bileyapılan saldırılar karşısında tek alternatifimiz savaşmaktır. Birazcık insanlık onuru olan hiçbir insan,bu acılar ve gözyaşları karşısında asla sessiz ve cevapsız kalamaz. Halkımız Önderliğimizi ve Hareketimizi çok iyi takip ediyor ve amacımızı da iyi biliyor. Kendi çocuğu olsun ya da olmasın, halkımız her bir gerillanın şahadeti karşısında belki çok acılar yaşıyor. Fakat o da çok iyi biliyor ki, tek çözüm, tek alternatif düşmana daha büyük vurmak, daha büyük savaşmaktır.
Onurlu bir halk olan halkımız yıllardır bedel ödüyor; her gün analar evlatlarını yitiriyor, serhıldanlara katılıyor. Fakat devrimci halk savaşı sürecinde daha çok bedel vermemiz gerekecek.İçten inanıyorum ki, bu halk bedel vermekten çekinmeyecektir. Çünkü o artık onurlu ve bilinçli bir halktır. Bizim bu dağlarda korkusuzca savaşmamızın sebeplerinden biri de bu halka olan sevgimizdir. Belki biz de halkımızın güzel evlatlarını koruyamadık, yeterince cevap olamadık. Bu noktalarda özeleştirimizi verebiliriz. Beni en çok zorlayan noktalardan biri de, düşmanın eskiden daha çok fiziki soykırım ve açlıkla terbiye etmek istediği halkımızı şimdi yaşamda düşürme yoluyla terbiye etmeye ve bu biçimde sonuç almayaçalışmasıdır. Sistemin Kürdistan’da bilinçli bir biçimde fuhşu geliştirmesi, insanımızın cinsellikle düşürülüşü gibi durumları yaygınlaştırması da benim için büyük savaş gerekçeleridir. Önderlik “Unutmak ihanettir!” diyordu. Biz hem düşmanın bize yaşattığı gerçekliği hem de kendi asıl gerçekliğimizi unutma durumunu yaşıyoruz. Bütün bunları unutmak, bunlar karşısında büyük öfke ve kinle yaşamamak ihanettir.

Eğer büyük bir eylemle halkımıza cevap olabilirsem ve eylemim yerini bulursa, biliyorum, halkımız da bundan çok onurlanacaktır ve ben halkımın emeklerine cevap olabileceğim. Biz halk olarak başkalarının yurdunda, başkalarına kölelik yapmayı hak etmiyoruz. Onların bize vereceği birkaç kuruş bile bizim ülkemizin değerlerinden yaratılıyor. Yani Kürt halkı olarak bilmek zorundayız ki,bizim için yaşam ancak kendi ülkemizde, kendi topraklarımız üzerinde anlamlı olabilir. Düşman hiçbir zaman Kürtlere güzelliği ve ilericiliği yakıştırmadı. Halbuki en geri olan da kendi zihniyetidir. Biz Kürt halkı olarak ya kendi kimliğimiz ve onurumuzla yaşayacağız ya da böyle köle bir yaşamı kabul etmeyeceğiz. Biz ancak kendimiz olduğumuzda başarabileceğiz. Halk olarak bilmek zorundayız ki, insanlığın bir umudu varsa, bu umut Kürt halkı ve onun onurlu mücadelesidir.

Kürt halkının bir evladı olarak, niyetim hiç kimseye acı yaşatmak değildir. Amacım halkıma cevap olabilmektir. Çünkü eğer doğru cevap olabilirsem,halkımane kadar acı yaşatsam da,halkım da benden o kadar onur duyacaktır. Artık bizim analarımızın ağlamaması gerekiyor. Gerilla ve halk olarak bu süreçte birbirimizi ne kadar tamamlayabilirsek, sürece o kadar cevap olabiliriz. Rojava’daki saldırılar karşısında halkımız hep direndi. Fakat tüm parçalardaki halkımız da artık parçalı durmamalı ve birlik olabilmelidir. Rojava’daki kazanımlar birçok bedel sonucunda elde edildi.Bu bedellere mutlaka sahip çıkılmalıdır. Dört parçadaki tüm halkımız bu zihniyeti aşarak, devriminkazanımlarına sahip çıkabilmeli ve koruyabilmelidir.

Özgürlük Savaşçılarına!

Kadro deyince ilk akla gelen, Önderlik ideolojisi ve felsefesinin uygulayıcısı, pratikçisi ve yaşatanı olmaktır. Önderliğin yaratmak istediği özgür ve demokratik yaşam öncelikle kadroda somutlaşabilmeli ki, bu yaşamı topluma da taşırıp uygulayabilsin. Bizler kadro olarak Önderlik ideolojisinin somut yaşama indirgenmiş haliyiz. Hem kadın hem de erkek arkadaşlar olarak, Önderlik felsefesini doğru özümsediğimiz oranda yaşatabilir ve yeni yaşamı yaratabiliriz. Fakat kadro olarak zayıf yanlarımız çoktur. Önderlik kendi enerjisinin çoğunu kadro sorunlarıyla harcadığını belirtiyor. Örgüt açısından da bu böyledir; enerjimizi sürekli kadro ve partileşme sorunlarına harcıyoruz. Birçok mücadele alanımızda, Bakur’da, Başur’da, Rojhilat’ta ve Rojava’da halkın büyük direnişi karşısında kadronun zayıflıkları ve eksiklikleri mücadele kazanımlarımızı da zayıflatıyor, geri çekiyor.

Sadece canını vermek, feda etmek yetmiyor. Güzel olan yanlarımız çok fazladır. Önderliğimiz bize yönelik eleştirilerinde, büyük kahramanlıklarımızın yanında, eksik yanlarımızı da ortaya koyuyor. Önemli olan, kadro olarak Önderlik hakikatiyle doğru yaşamak ve Önderlik gerçeğine doğru katılabilmektir. Adanmışlık ancak böyle olur. Kadroda kendine görelik ve yüzeysellik pratiklerimizde çokça açığa çıkıyor. Rojava pratiklerine ya da farklı bir şehir ortamına gittiğimizde, kendini bastıran yönler açığa çıkıyor ve bu da zaferi yaratan tarzı geliştirmiyor. Bu durum tek boyutlu kaldığımızı, kendimizi kandırdığımızı gösteriyor. Yine çoğu zaman soyut yaşıyoruz. Düşmana olan kinini ve öfkesini bilince çıkararak yaşamak yerine sıradanlık yaşanabiliyor.

Bu dağlarda yaşamakyoldaşlık paylaşımı, her anın şahadetle anlamlı kılınması ve yaşama fedakarca katılmakla olur ve bunlar en moral verici şeylerdir. Bu yoldaşlığın değerini bilmek, ne olursa olsun,her yerde ölçülere göre yaşayabilmek demektir. PKK’de savaşçılığın tanımı bile farklıdır. Savaşçı yaşamı yıkan, yok eden değil, yaşamı yaratabilen ve yeniyi oluşturabilendir. Bunların geç farkına varmak ve sonradan anlamak, sürekli Önderliği ve süreci doğru ve zamanında uygulamamaya yol açıyor.

Hareket ve Önderlik olarak tüm insanlığın umuduyuz; tarihte özgürlük ve demokrasi çıkışı yapma umuduyuz. Uzun yıllardır mücadele etmemize rağmen,yine de marjinalleşmemizi engelleyen Önderliğin yenilenme tarzı oldu. Ama bu mücadeleyi artık zafere ulaştıramazsak,bizler de tarihin lanetlileri arasına karışacağız. Başarısızlığı yüzünden tarihte Mani’nin adı küfür haline getirildi. Eğer bizler de bu konuma düşmek istemiyorsak, Önder APO’nun militanları olarak zaferi elde etmeliyiz. Bazı kadroların rahat yaşam istemeleri, yıllardır emek verdikleri gerekçesiyle “Ben çok çalıştım” yaklaşımına düşmeleri insanda öfke uyandırıyor. Önderlik ve şehitlerin bunca emeği karşısında hiç kimsenin rahat yaşam isteme hakkı olmamalıdır. Hatta canımızı bile bir toplumsallığa feda etmişsek,o zaman kolay kolay ölmemeli, mutlaka sonuç alacak tarzda kanımızı son damlasına akıtmasını bilmeliyiz.

PKK’de her an ve her anı çok büyük anlamlar taşıyor. Dağda doğanın güzelliğinin yanında, her taşın veher toprağın bir paylaşmışlığın ifadesi olması farklı duygular yaratıyor. Bunca imkan ve yaratım karşısında sorumluluk duygusu gelişebilmelidir. Önderliğin özgürlüğü ancak Önderliğin çabalarıyla olacaktır. Fakat kadro olarak biz de kendimizi özgürleştirerek Önderliğin ve halkımızın özgürlüğünü geliştirebiliriz.

Eğer anlam ve bilinçle cesaretimizi birleştirir, Önderliği anlama konusunda çabalarımızı yoğunlaştırır ve iç sorgulamamızı güçlendirirsek,o zaman çok büyük çıkışlar yapabileceğimize inanıyorum. Ben de belki söylediklerime denk yaşayamadım, yeniyi güçlü yaratamadım, istediğim gibi tüm yoldaşlarla paylaşamadım. Yaşamın hakkını vermesem de, her bir yoldaşa verdiğim selam bile benim için duygu ve anlam yüklüydü. Güncel sorunlara fazla takılmadan, yaşamı dolu dolu yaşayarak katılabilirdim. Bu noktalarda eksik kaldım. Kendilerini hiç görmesem de, yoldaşlarımın şahadeti karşısında içten zorlandım ve cevap olma arayışında oldum. Birazcık da olsa bu pratiğimle hepsine cevap olabilmek istiyorum.

Bir PKK militanının amacı ölüm değil, yaşamı yaratmaktır. Yaşamı uğrunda ölecek kadar seven şehitlerin ardılları olmamıza rağmen, bazı arkadaşların “Düşman morglarında görüşürüz” gibi tartışmaları da bende hep öfke uyandırıyor. Biz ölüm felsefesiyle yaşamıyoruz. Bu mantık düşmanın bilinçli yaklaşımı sonucu oluşmuş bir mantıktır. Bir PKK kadrosunda, özellikle eski arkadaşların yaşamı ve eyleminde hep fethetme ruhu hakimdir. Kendimize “Büyük yaşayacağım, fakat nasıl yaşayacağım?” sorusunu sormalıyız. Düşman zaten Kürt’ü öldürmek istiyor, biz ise buna inat yaşayabilmeliyiz. PKK’de yaşamın da, ölümün de yeri bellidir. Elimize aldığımız silahların anlamı bile çok farklıdır. Çünkü düşman bile bizim öldürmediğimizi, ölmediğimizi iyi biliyor.

Gözümüzü başarıya dikmeliyiz. Bize yaşam zemini bırakmayanları biz de yaşatmayacağız. Tüm çaba ve emeğimiz bu yönlü olmalıdır. Her arkadaş hiçbir zaman moral ve heyecanını yitirmemeli, her anlamda çalışmaktan ve iş yapmaktan yorulmamalı, hak istememelidir. Ancak bu şekilde kendi amacımıza ulaşabilir, Önderliğe ve şehitlere layık olabiliriz.

Adı Jin Olan Yaşamın Yaratıcısı Kadın Yoldaşlara!

Değerli yoldaşlar! Bin yıllardır yaşamın kendisi biz kadınlar olmamıza rağmen, ne acıdır ki en derin ölüm de bizim şahsımızda dayatılmaktadır. Kadının tarihi tersyüz edilmiş, tüm toplumlardaki kadınlar köleleştirilmiştir. Emeği ilk çalınan ve düşürülen gerçeklikolan kadın, günümüzde sistemin üzerinden kendisini sürdürdüğü temel bir gerçeklik haline getirilmiştir. Sistem kadının gücü ve iradesini görüyor, bunun için de kadınları düşürmek için hep irade ve güçlerini kırmakla işe başlıyor.

İnsanlığa öncülük eden birçok filozof ve devrimci bile kadın konusunda erkek aklını aşmayı beceremedi; kadın devrimini geliştirmek akıllarına dahi gelmedi. Önderlik tüm dünya devrimlerinden de ders çıkarıp, kadını yücelterek toplumu kurtarmaya başladı. Devrimin başlangıcını kadın gerçekliğinden başlattı. Önderlik, “Beni bile geçecek kadınlar gelişsin!” dedi; felsefesinin temeline kadını koydu. Fakat Önderlik dışında hiç kimse böyle yaklaşmadı, kadına böyle güç vermedi.

Önderlik halen, kadınla nasıl yaşanır, kadın-erkek ilişkileri nasıl olmalıdır sorularını sorup cevabını ortaya koyuyor. Önderliğin bize verdiği güç ve yüklediği misyon omuzlarımıza çok büyük sorumluluklar bindiriyor. Sistemin Önderliğe karşı öfkesinin sebebi de zaten kadını sistemin elinden almasından kaynaklanmaktadır. Biz kadınlar bu düzeye gelmek için, ordulaşmak ve partileşmek için çok büyük bedeller verdik. Fakat ancak kendimizi daha da geliştirip irade ve güç haline getirerek mücadelemizi evrenselleştirip tüm dünyaya taşırabiliriz.

Mevcut durumda dünyanın hiçbir yerinde kadın için özgür yaşam olanağı yoktur. Sadece PKK’de kadınca yaşam vardır. O zaman bu yaşama ve kadın özgürlük mücadelesine dört elle sarılabilmeliyiz. Ya düşkün ve rezil bir yaşamı kabul edeceğiz, ya da anlamlı ve her anı savaş dolu bir yaşamda kendimizin olacakve kendimizi yaratacağız.
Önderliğin kadına verdiği güç ve değer karşısında, kendi gücüne ve potansiyeline göre katılmama, kendi emeğine sahip çıkmama durumları hep kabullenemediğim ve zoruma giden durumlar oldu. Çünkü Önderlik kadına sürekli perspektif veriyor, önünü açıyor, atması gereken pratik-politik adımları ortaya koyuyor. Bunlar karşısında güçlü katılmamak Önderliğe hakaret olur. Biz kadınların farklı yaşam arayışları olamaz. Çünkü gerçekten bize yaşam hakkı yoktur. Sistemdeki kadınlar yaşıyor gibi gözükseler de aslında yaşayamıyorlar. Tüm dünyadaki kadınları hissedebilmek gerekiyor: Sistemde kadının bedeni ve nefesi bile bir başkası içindir. Ama PKK ve PAJK ideolojisi ve yaşamında kadın yaşamın merkezinde ve öncü konumundadır. Kadın çok etkileyicidir; bu etkileyiciliğini özgücü, emeği ve çabasıyla birleştirerek katılabilmelidir.

Kürt kadınları olarak insanlığa ilk beşiklik ettiğimiz bu dağlarda kaybettiklerimizi buluyoruz; yine tüm dünya kadınları ve toplumlarına yeniden öncülük ediyoruz. Bu bilinçle katılmak büyük sorumlulukla katılabilmek demektir. Yaşamın yaratıldığı mekanlarda kendimizi tüm kadınların öz savunması olarak ele alabilmeli, o temelde kendimizi geliştirebilmeliyiz. Bu noktada kadınlar olarak zayıf kalıyoruz. Kadına karşı gelişen her saldırıya cevap olabilecek düzeyde caydırıcı bir güç haline gelebilmeliyiz.

Hareketimiz içerisinde bazı kadın arkadaşların farklı yaşam arayışları ve çarpık ilişki tarzları beni hep zorlayan durumlar olmuştur. Çünkü çirkin ve yanlış olanı kadına hiç yakıştıramıyorum. Kadın yaşamın en güzel yüzüdür, en renkli yanlarındandır. Kadın olarak bireysel aşkı yaşamak yerine milyonların sevgilisi olmak, tüm insanlığa ve topluma aşık olabilmek daha anlamlıdır. Bizim ölçülerimiz fiziksel birlikte olma değil, amaç etrafında mücadele edebilme ölçüleridir.

Kadının öncü konumu ve erkeği değiştirici rolü elbette vardır. Fakat karşı cins olarak erkek yoldaşlar da kendilerini özgürlük ölçüleri temelinde sorgulamalı, Önderliğin kadına yaklaşımını kendileri için esas almalıdır. Mücadele içerisinde en temel, en can alıcı noktalardan biri de cins mücadelesidir. Çelişki, çatışma, birbirinin geriliklerini kabul etmeme ve düzeltme arayışları, sürekli olması gereken ve bizim en geliştirici yanlarımızdan biridir. Yaşam diyalektiğimizde birbirini sevmenin, erkekler ve kadınlar olarak güzel yoldaşlık yapabilmenin temel ilkelerinden biri birbiriyle örgütsel ölçülere göre savaşa bilmektir. Bu savaşın adı kadın-erkek çelişkisi ve savaşı değil, özgürlük-kölelik çelişkisi ve savaşıdır. Yanlış ve yetersiz yaklaşımlar çıkmış olabilir; fakat bunları ayırt etmek ve doğru adlandırabilmek gerekiyor. Ancak böyle ön açıcı ve geliştirici olunabilir.

Özel Kuvvetlerdeki Yoldaşlara!

PKK’ye katılan her birey elbette fedaidir. Fakat ben Özel Kuvvetleri, Önderliğe en yakın ve en önde yer almak isteyen yoldaşların yeri olarak görüyorum. Özel Kuvvetler farklılığı arayanların ve sıradanlığı kabul etmeyenlerin yeridir. Örgüt de bu kuruma her anlamda büyük yaşama ve savaşma misyonu biçiyor. Bu kurumu sadece bir boyutta ele almak fedailiği ve adanmışlığı daraltıyor.

Sadece Özel Kuvvetlere gelmiş olmak yetmiyor. Ya da sadece fedai eylem yoğunlaşmasıyla yaklaşmamak, kendini tüm örgütün ihtiyaçlarına göre yaratmak ve katılmak gerekiyor. Her zaman amaç ve hedeflere göre yaşayabilmek ve canlı kalabilmek önemlidir. Kendi geriliklerimizi aştığımız oranda Önderliğin yoldaşı olabiliriz. Fedailik soyut bir yoğunlaşma ya da katılım tarzı değildir. Bazen fedailiğe yanılgılı yaklaşımlarımız çıkabiliyor. Fakat sözle değil,ancak pratikle fedailiğe cevap olunabilir. Yaşama katıldığın kadar fedaileşirsin.

Kurumdaki arkadaşlar bazı süreçlerde sürece yeterince cevap olamamaktan dolayı çok zorlandılar. Çıkan eksik ve yetersiz pratiklerden ders çıkarmak, kendini bunlarda görmek gerekiyor. Fakat amaç ve hedeften uzaklaşmadan, yeni sürece ne kadar güçlü katılırsak, özeleştirimizi de o kadar güçlü vermiş oluruz. Hem kadın hem de erkek arkadaşlar olarak, bu kuruma gelmekle kendi geriliklerimizi aştığımız ve özgürleştiğimiz yanılgısını yaşamamalıyız. Her an mütevazı bir tarzda sonuna kadar yoğunlaşmak ve kendini sorgulamak gerekiyor. Kuruma gelen her yoldaş kendinde zihniyet devrimini yaşayabilmeli, cinsiyetçi ve geleneksel bakış açılarını ortadan kaldırabilmelidir. Yoksa parti çizgisinde iş yapamaz ve verimli olamaz. Bizim farkımız kendimizi başkalarının üstünde görmek değil, yaşama doğru ve fedaice katılmak olmalıdır. Ancak bu temelde başarıyı elde edebileceğimize inanıyorum.

Örgütün kurumdan beklentileri çok büyüktür. Emek ve çabaları boşa çıkarmamak için güçlü cevap olabilmeli, örgütü zorlamamalıyız. Kendimizi Önderliğin yoldaşları ve fedaileri olarak adlandırıyorsak,o zaman Özel Kuvvetler’in her anlamda, hem yaşam hem de savaş anlamındayeninin yaratıldığı ve yaratılanların pratiğe uygulandığı bir yer olmasına çalışmalıyız.

Özel Kuvvetler’deki kadın arkadaşlar Heval Gulan’ın gerçekliğini çok iyi anlamalı ve özümseye bilmelidir. Kadın yoldaşların arayışlarının hep daha canlı olması ve bu kuruma gelmeleri çok moral vericidir, önemlidir. Fakat Önderliğin kadına biçtiği misyon gereğince, kendi istemlerine denk katılabilmek için kadın arkadaşlar her anlamda kurumu daha fazla sahiplenmeli, emek ve çaba sahibi olabilmelidir.Yeniden Yapılanma Konferansı’ndaki tartışma ve kararları esas alarak katılmalı, sürece karşı özeleştirimizi vererek çıkış yapabilmeliyiz.
Sizlerle yaşayan ve paylaşan bir PKK ve PAJK militanı olarak ben de Önderliğe, şehitlere ve kurumun emeklerine ancak bu şekilde az da olsa cevap olabileceğime inanıyorum.

Sevgili Aileme!

Değerli Ailem! Hep sizlere ve verdiğimiz şehitlere layık olabilmek için mücadeleye katıldım. Sizler için de hep en iyisini yapmak, çocuklara en güzel yaşamı vermek istedim. Birlikte güzel yaşayabileceğimiz bir ülkemiz, topraklarımız ve imkanlarımız yoktu. Çünkü biz Kürt gerçekliğine aittik ve Kürt’e ait bir yaşam bırakılmamıştı. Sizler de düşmanı çok somut gördünüz. Düşmanın bize yaşattıklarını görebilmeli ve çözümleye bilmelisiniz. Yoksa sistem sorunları içerisinde yaşanan hep boğulma olur.

Sizlerin en çok sevdiğim yanınız yurtsever olmanız, yaşadığınız asimilasyonlara rağmen Kürtlüğünüzden utanmamanızdır. Ne kadar zor olursa olsun, hep onurlu yaşamak önemlidir. Zaten sistem içerisinde onurlu olmazsak tamamen bataklığa batarız;yani tam olarak asıl ölüm onursuzluktur.

Sevgili Babama!Baba, senin en çok sevdiğim yanın yurtsever olman, kimliğine ve değerlerimize sahip çıkmandır. Bu yönünü hep koruyabilmeli, onuruna daha çok sahip çıkabilmelisin. Benim katılımımda ve örgütü tanımamda sizin emeğiniz büyüktür. Ben de buna denk katılmaya çalıştım.

Sevgili Anneme! Değerli annem, sen gerçekten her şeyinle bizimleydin. Bir Kürt anası olarak emek, Kürtlüğün özü ve kadın zekası senin şahsında çok canlıydı. Ben kendime hep senin yaşayamadıklarının ve istemlerinin pratikçisi olarak baktım. Belki sen “Kadına farklı yaşam yoktur” diyordun. Fakat ben de “Yaşam PKK’de var” diyorum. Bunu gördüm ve sana da söyleyebilirim. Ne kadar onurlu yaşarsam sizlerin ve kardeşlerimin önü de o kadar açılacak, sizler de onurlanacaksınız. Bu bilinçle katıldım. Bize temel ahlak ölçülerini sen öğrettin.Bu anlamda partide hiç zorlanmadım. Benim sizden isteğim, partiye ve mücadeleye her anlamda güçlü katılabilmenizdir.

Benim hayallerimi ve isteklerimi siz çok iyi biliyordunuz. Kendi irademle bu yolu seçiyor ve eylemimi gerçekleştiriyorum. Bunun karşısında eylemime anlam vereceğinize ve güçlü karşılayacağınıza inanıyorum. Ne kadar zorlanırsanız zorlanın, onurluca karşılayacağınızı biliyorum.

Tüm güzelliklerin sizlerin ve toplumumuzun olması umuduyla yaşıyorum. Partiyive yoldaşları bundan sonra daha çok sahiplenip katılmanızı istiyorum. Ancak bu eylemimle sizlere layık bir evlat olabilirim.
Şimdi durumlarını bilmesem de,tüm kardeşlerimin de kendilerini çok sevdiğimi bilmelerini isterim. Onların da anlam vermelerini ve mücadeleye katılmalarını bekliyorum.

-Bijî Serok APO!
-Bi Can, Bi Xwîn, Em Bıterane Rêber APO!
-An Serkeftin, An Serkeftin!

Devrimci Selam ve Saygılar!
EYLEM YALÇIN
18.06.2014

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.