Doğa Jiyan’ın kaleminden

0

DOĞA  JİYAN YOLDAŞIN  YOĞUNLAŞMA  RAPORU

Adım soyadım, SEHER ÇAĞLA DEMİR. Kod adım, DOĞA JİYAN. Tekirdağ-Marmara Ereğlisi doğumluyum. Aslen Karslıyım. Altı kardeşiz. Ben ailenin beşinci çocuğuyum. 30.11.2013 tarihinde Balıkesir Üniversitesi Seyahat Acenteciliği bölümü 2. sınıftan ayrılıp parti saflarına katıldım.

Dünyaya gelişim, yıllara adım atışım Türkiye’nin en faşist bölgelerinden biri olan Trakya’nın yazlık bir kasabasında olmuştur. Ailem, sistemin dayattığı yaşamda yöneltilen baskılar sonucunda kendini yaşatabilmek için kaçıp metropollere yerleşmiştir. Bu nedenle hem feodal köylü hem de orta sınıf özelliklerine sahiptir. Hem kendi kültürünü yaşamak istemiş, hem de yaşamını devam ettirebilme adı altında sistem yaşamına eklemlenmeyi yaşamıştır. Ailenin genel atmosferinde kaderci ve duygusal yaklaşımlar hakimdi. Bu özellikler ve doğup büyüdüğüm metropol yaşamının üzerimdeki etkileri nedeniyle bende küçük burjuva özellikleri ve kendi gerçekliği ile dayatılan gerçeklik arasında sıkışmış bir duygusal yapı gelişmiştir.

Kendimi yalnızlığa en çok kapattığım üniversite döneminde yurtsever ortamla tanışıp çalışmalara katıldım. Çelişkiler yaşıyordum. Üniversitede katlanarak devam eden ‘neden, niçin, nasıl’ soruları ardından katıldığım gençlik çalışmalarından çıkardığım bazı yaşamsal derslerin yanı sıra, Rojava halkının Türkiye metropollerindeki durumunu, yine düşmanın yurtsever kesime yönelimi ile birlikte Kürt toplumsal gerçekliğini anlamaya başladığımda katılım kararı aldım. Partiye katılımım yoğunluklu olarak duygusal boyutludur.

Sürece cevap olabilmek, özüne dönebilmek, her yönüyle gelişkin militanlar olabilmek, yine anlamak ve anlaşılmak için uzun süredir yoğun bir ideolojik eğitim sürecindeyiz. İdeolojik eğitimlerimizin devam ettiği bu süreçte yoğun bir dönemi yaşıyoruz. Nasıl dağlılaşmalı? Nasıl tuttuğunu koparan, disiplinli, her adımı başarıya ve yeni yaratımlara götüren, taktiği, tarzı ve yöntemi geliştiren düşünüşlere gebe bir gerilla olunur? Ses telleri bile asimilasyona uğramış bu kişilik, zorlanmalar ve yeniden doğuşu yaratma sancıları yaşıyor. Fiziki olarak da kendini çelikleştirme gerekliliğinin farkındalığını yaşıyoruz ve bu konuda gelişime çok açık olduğumuzu gözlemliyorum. Tabii gelişim dediğimiz şey, kendini çok yönlü besleyerek süreklileştirmelidir.

Özgürlük sosyolojisindeki ‘anda oluşum’, yine Önderliğimizin çözümlemelerde kadına yönelik olarak ifade ettiği “Özgür yaşam için kendi cevabınızı oluşturun” perspektifi; kişiliğimde yaşanan eksiklikleri görüp aşmada düştüğüm yöntemsizliği ve devrimin-oluşumun hızına yetişememe durumuna karşı içimde oluşturduğum bahaneleri, düşüncedeki bahanelerimi çürütmüştür. Tarihsel ve güncel bakış açısıyla Önderliğimiz, Kürt gerçekliğine, başlangıçtan bugüne Kürt kimliğinin gelişimine, bir Kürt olarak var olma ve varlığını ispatlama çabasına ışık tutmakta; şimdiye kadar kaybedilenlerin neden kaybedildiğine ilişkin sorulara cevapları önümüze koymaktadır. En yakıcısı ise hem Kürt hem de kadın olmak! Tanrıçalık dönemi, yaşamın kendisi olan, var eden ve yönlendiren kadın gerçeği, yine Kürdistan tarihinde Zarifeler’in başkaldırıları… Şimdi ise kadın olarak da, Kürt olarak da her şeyden yoksun kalmak! Yani ikinci, üçüncü, dördüncü sınıf kategorisinde olmak herhalde varlığa işaret edecek bir nitelik olamaz. Böyle bir gerçekliğimiz varken ve böyle bir düşmana sahipken kendi hümanist tarzımı sorguluyorum. İnsan olarak bile kabul edilmediğimiz bir sistemde böyle hümanist bir tarzın sahibi olmak aslında çelişkili bir durumdur. Sistemde geçirdiğim dönemi ideolojik temelde  çözümlemekle bunun cevabına ulaşacağım kesindir. Yine düşünce olarak, zihinsel ve ideolojik olarak Nirvana’yı en çok kendisinde geliştirmesi gerekenler Önderliğin militanları olarak bizleriz. Bu noktadaki yüzeyselliğim ve kendimi örgütlemedeki yetersizliğim gelişim hızımı zamanın gerisine çekmektedir. Kendini düşünsel olarak zorlama mevcuttur. Ama bunu yaşama geçirmedeki istemim ve istikrarım daha da gelişip devam ederse, özgücümü, heyecanımı, hırsımı, hıncımı, sevinçlerimi, öfkemi ve intikamımı yaşama aktarabileceğimden emin olduğumu belirtmek istiyorum.

Önderliğin görüşme notlarında dönem görevlerimize daha sıkı sarılmamızı ve savaş tarzımızı yetkinleştirip derinleştirmemizi istemesi, savaş politikamızı ve kadınlar olarak böyle bir süreçteki rolümüzü yetersiz bulup eleştirmesi bende derin kişilik sorgulamalarına yol açmıştır. Cins mücadelesinin yakıcılığını Özel Kuvvetlere geldiğimden beri daha derin yaşıyorum. Burada hem cins mücadelesi verme hem de en iyi yoldaşlığı sergileme, yani bu ikisi arasındaki ince çizgide yürüyebilme çabalarımın gelişmesi gerektiğini bilince çıkardım. Bir devrimcinin, bir kadın devrimcinin Apoculuğu yaşayabilmesini, yaşatabilmesini derinliğine algılamaya çalıştım. Bir Apocu devrimcinin yaşam ve sürecin bütün sorumluluğunu omuzlarında hissetmesi, bu noktada katılımında bir sınır tanımaması ve bu yönde hep daha fazlasını istemesi gerektiğini fark ettim. Bir devrimcinin ilkesel olarak rahatlığı, rahat yaşam tarzını kabul etmemesi gerekmektedir. Kadının askerleşmeye -gerillalaşmaya da diyebiliriz- müthiş ihtiyacı olduğu, kendi gücünü bulunduğu ortama katıp dinamo olma rolünü oynaması gerektiği, bunun kadın için vazgeçilmez ve mutlak olduğu ortadadır. Kadın olarak en iyi gerilla, en iyi devrimci, en iyi yoldaş olarak katılım sağlama ve kaldığı ortama kendini katma gerekliliği varlığını sürdürüyor. İçimdeki kaosun nedeni farkındalıklarımın hep farkındalık olarak kalmasıdır. İstediğim çıkışı gerçekleştirememem, düşündüğüm katılımı bir türlü sağlayamamam, bunun üzerine yoğunlaşmanın sonuçlarını hala istediğim verimlilikte alamamam daha fazla yoğunlaşmamı, hissederek ve hissettirerek yaşamamı gerekli kılıyor.

Önderliğimizin ‘özgür eş yaşam’ tezi ve İmralı’da geçirdiği yaşamı kaleme alış tarzı bende büyük bir yoğunlaşma yarattı. Kadını ele alış tarzı, kadını tanımlamayı yaşam ve doğayla bağlantılandırması, erkeği ele alış tarzı ve özgür yaşam koşullarının nasıl yaratılması gerektiği üzerine belirlemeleri; sistemin kadına yaklaşımını ve kadın olarak mutlaka aşmamız gereken kişiliğimizdeki kölelik tarzını tarihsel ele alıp bir sonuca varma isteğimi güçlendirmekte, acil değişimi hızlandırma ve anladığını uygulayabilme hırsımı arttırmaktadır.

Bizim için yaşamsal olması gereken fedailik dersinde fedaileşen yoldaşlarımızı dinledik, izledik. İliklerimize kadar hissetmeye çalıştık. Kâh duygulandık, kâh öfkelendik ve bu fedaileri yaratanı düşündük. Bizim gerçekliğimiz işte bunlardı! Evrene, yaşama, Önderliğe, Partiye ve yoldaşlara ait en ufak bir ayrıntıyı görüp kendimi sorumlu hissetmek, düşmanın her türlü yönelimlerine karşı öfke bu kadar yaşamsallaşmışken her şeye  karşı her koşul altında örgütsel kaygıyı en zirvede yaşayabilmek, kendimi hep birinci derecede sorumlu görmek ve bunu içselleştirmek istiyorum.

Benim için fedailik hep SARA Yoldaşın tanımlaması doğrultusunda olmalı diyordum. Sara Yoldaş, “Fedailik, feda etmek, tam gerektiği yerde fedakarlığı süreklileştirmek” diyordu. Feda edebilmek, fedakarlık yapılabilmek için kendin olup kendinden çıkman gerekiyor. Gerçekten Fuat Arkadaşın değerlendirdiği gibi, “Bireycilik ‘ben’ dediğin an’da başlıyor ve bir fare gibi yavaş yavaş toplumsal ahlak örgüsünü kemiriyor, yok ediyor.”

Fedai şehit yoldaşlarımızın maneviyatları, hissiyatları, güçlü duruşları, istikrarlı öfkeleri, bilinç ve ideoloji ile yoğrulmuş  intikam arzuları… Zilan yoldaşın inancı, Önderliğe ve örgüte bağlılığı, en iyi yoldaşlığı yüreğine ve zihnine yerleştirip düşmana en büyük darbeyi vuruşu kendi duruşumu yenilemem gerektiği noktasında netleşmeme neden oldu. Zilan Yoldaş dönem görevlerini kendi kendine fark etti, nasıl yaşayacağına kendisi karar verdi. İnançlıydı Zeynep yoldaş, kendine sonuna kadar güveniyordu. O bize kadının en büyük yaşam kaynağı olduğunu gösterdi. İnsan Zilanlaşmak istiyor, tıpkı Harun yoldaş gibi… Sema yoldaş gibi yeri, zamanı ve mekanı yok sayarak yapılması gerekeni her koşul altında yapmak istiyor… Bu yoldaşların açtığı özgürlük yolunun özgürlük yolcusu olabilmem için kendimde inisiyatifi güçlendirmeliyim. Algılarımı sonuna kadar yeni şeylere açmalıyım. İdeolojik bir süzgeç oluşturup kendimi ve kendimle birlikte her şeyi geliştirip yaşamsallaştırmalıyım. Konuşmamı bile değiştirmeliyim. Zihniyet yansımam olan geniş zaman kipiyle konuşmaktan vazgeçmeliyim, bunun bilincindeyim. PKK endamı, YJA STAR endamı, HÊZÊN TAYBET endamı ve özgürlük aşkını yüreğinde taşıyan bir gerilla olarak sıradan katılımı kendi şahsımda kabul etmiyorum, etmemeliyim, etmeyeceğim! Benden beklenen her şeye tereddütlü yaklaşmamalı, acabalardan vazgeçerek ‘yapacağım!’ diyebilmeliyim. Bunun için de Önderliği anlayıp ideolojimizi artık yaşamsallaştırmalıyım. Bu esaslar üzerine cins mücadelesindeki yetersiz duruşumu ve sıradan katılımımı aşmak, kadın öncülüğünün gereği olarak yaşamı sahiplenmek ve şahsımda ortaya çıkan diğer bütün eksiklikleri gidermek için kendimi değiştirme ve geliştirme istemimin olağanüstü olduğunu ve BEN’i aştığını belirtmek istiyorum.

En büyük ve zengin bir kültüre sahip olan bizlerin en büyük kültür fakirliği içinde yetişmiş olmamız düşman gerçekliğinin en somut ifadesidir ve bunun bizde öfkeye neden olmaması mümkün değildir. Önder APO bizi “Özgürlüğe hep tercih olarak bakıyor ve öyle bırakıyorsunuz” diye eleştiriyor. Kadro olarak da sorunumuz bir şeyleri isteyip karşılığında sadece beklemektir. Bunun nedeni kendine yabancılaştırılmış, kendinden başka her şeyin ve herkesin olmuş Kürt gerçeğidir. Bu durumu aşmak APOCU intikam ruhunu gerektiriyor; tarihsel toplumsal gerçekliğine felsefi yaklaşımı ve tuttuğunu koparan kişiliği gerektiriyor. Düşüncede esnek bir kişilik ve bakış açısında çeşitlilik gerektiriyor. Yaşamsal bazı pratiklere katılmakla sınırlı kalışım ve eksiklikleri fark edip gidermeye çalışmadaki yetersiz çabam, müdahale ve tavırlarım yüzünden kendi gerçekliğime ulaşmada ve APOCU tarzı yakalamada yetersiz kaldım. Önderliği anlamadaki yetersizliğim ve anladığımı uygulama konusunda yöntem zenginliğini yakalayamamam yüzünden çözüme geç gitme gibi pratikleri de yaşadım. İçinde bulunduğumuz bu kritik süreçte, parti tarafından bize sunulan imkanlara rağmen, zamanın altın değerinde olduğu bu devrim anları bu eksiklikleri asla kabul etmemektedir. ÇÜNKÜ HER ŞEYİN BİR KURALI VARDIR, GÜZELLİĞİN DE BİR KURALININ OLMASI GİBİ…

Bunlarla bağlantılı olarak, tarihsel anlamda yaşamın başlangıcından günümüze kadar kadın olarak uğradığımız ihanetlere ve halk olarak maruz kaldığımız tahakküme karşılık özgür bir yaşamı yaratmak için, Önderlik çizgisi ve şehitler gerçeğinde sürekli değişim ve gelişim içinde olan bir yaşamı gerçekleştirmek gerekir. Bana düşen ilk sorumluluk, bu gerçeklik ışığında erkek egemen zihniyetin ve kapitalist sistemin üzerimizde yarattığı tarihsiz kişiliği kırmaktır. Ancak gerçeğin dilini ve ruhunu yakalamada şahsımda zamana yayma ortaya çıkmıştır. Fakat Önderlik ideolojisini daha iyi tanımamla beraber bu istikrarsızlığı gidermeye, yaşam refleksi haline getirip (mücadele aracı olarak değil, mücadelenin kendisinin bu olduğu bakış açısı doğrultusunda) yaklaşımlarımı geliştirmeye çalıştım. Bu noktadaki yoğunlaşmalarım devam etmektedir. Önderliğimizin biz kadın yoldaşlara yaptığı “Omuzlarınızda tabutları değil yaşamı taşımalısınız!” eleştirisi karşısında, kendime yüklemek istediğim ve hedefim olan fedailik misyonuna layık olmak ve Önderliğimizin en güvenilir yoldaşlarından biri haline gelmek için yaşamdaki duruşumun güven verici olması ve yararlı olma temelinde gelişmesi gerekiyor. Önderliğe en yakın kurumda bulunmanın verdiği sorumluluk ve görev anlayışıyla, yine yapmam gerekenlerin bilincinde olarak, Önderlik ve şehitler gerçekliğini bilince çıkarmaya çalıştığımı belirtmek istiyorum.

Devrimcilik tarihinin yakın tarihini Heval Cuma’nın ses kaydından ve yaşayan birinci şahit anlatımıyla dinledim, yaşadım, ders çıkardım. Düş gücümle, yaşam gerçeğiyle, anılar ve umutlarla hep farklı yerlere götürdü beni. Heval Fuat’ın Partimizin kuruluşuyla ilgili bir tanımı var; oluşum koşullarını çok gerçekçi ve objektif bir şekilde ortaya koyuyor: “Umut bile denilmeyecek bir duygunun ve birkaç sözcüğün hareketi olarak doğduk!” diyor. Parti tarihini öğrendikten sonra kendini her yönünle ve her şeyinle sorgulamaman kesinlikle mümkün değildir; bugüne kadar sahiplendiğimiz kişiliğimizden kuşku duymamak ve “Ben kimim?” diye sormamak imkansızdır. Aradığım cevaplara ulaşma yolunun sorulardan geçtiğine inanıyorum. Bir devrimci kendini imkanlar ve koşullara dayandırmamalıydı. Bu kesindi ve yaşamsal en büyük somutun içindeyim. Gerçek devrimcilik kıran kırana savaş, her şeyiyle, her şekilde ve koşulda mücadele etme çabasıdır. Bir yanda kendinden çıkma, kendini bir halka ve insanlığa adama, eksikliklerden dersler çıkarıp tecrübeye dönüştürme ve aktarma, bu şekilde gelişimi yaratabilme somutu var. Bunun yanında en derin ve kirli düşman gerçekliği, içimizde ajanlaştırılmış unsurlar, kendini dayatanlar, kendini yaşatmak isteyenler… Bunlara karşı gerçek gücün sembolleri olan Mazlum’ların, Besê’lerin, Azime’ler, Beritan’lar ve Gulan’ların duruşu… Bu gücün, bu özgürlüğün kendisinin en büyük devinimi olan tarihin sahibi ve yolcusu olma onuru benim için büyük bir yaşam duruşuna dönüşmelidir. Bu devrimci özellikleri, en derin mütevazılığı ve tüm gücümü her yönüyle kullanabilme gelişkinliğini göstermem gerektiğinin ve bunun aciliyetinin farkındayım.

İçinde bulunduğumuz, üzerimize kurulmuş koca bir zihniyet egemenliğini tanımadan ve tanımlayamadan kendini tanıyamıyorsun. Bu olmayınca, mevcut gerçekliğine ve olman gerekene anlam veremiyorsun. Anlam veremediğini gerçekleştiremiyor ve zamanın gerisinde sıradan bir katılımı olan bir gerilla oluyorsun. Her gerilla bu bocalamayı yaşamıştır, ben de yaşadım. Tanıdıkça daha derinden anlam vermek, daha doğru zemin ve koşullarda çaba harcamak istiyorsun. Yaşam koşulu olan bu mücadelede aynılaşmanın verdiği didişmeyi değil, farklılaşmanın verdiği özgürlük rengiyle dolu bir mücadeleyi gerçekleştirmek istiyorsun. Bir Hêzên Taybet endamı olarak bu militanlaşma yolunda verilen imkan ve emeklerin sonucunu kendimde yaratabilmeliyim. GÜÇLENİYORUM, BUNU ÇOK DERİNDEN HİSSEDİYORUM. Bakış açısı, ruhsal, düşünsel ve fiziksel her açıdan… Bu güçlenme inancımı daha çok arttırıyor ve beni zorlayan konularda kendimi ikna edip kararlı bir biçimde üzerine gidebilme duruşunu göstermeme neden oluyor. İrade noktasında daha dirençli olmalıyım, bunun benim büyük çıkışımın mihenktaşı olduğunu biliyorum. Tüm sınırlarımı zorlamak ve üstüne gitmek istiyorum. O kadar düşmana ait olmuşuz ve toplumdaki askerileştirme politikalarına maruz kalmışız ki, şimdi varlık yokluk olgusuna tek çare olan askerileşmeyi tam anlamıyla yerine getiremiyoruz. Bu durum öğrendiklerinle, derinden farkına varıp cevap oluşturmak istediğin her şeyinle ve en önemlisi kendinle çelişmene sebep oluyor.

Partiye katıldığım süre boyunca hep hedefim olan bir şey var. Buna ulaşmanın beni huzura, mutluluğa, varlığın hazzına ve sonuç olarak evren kadar canlı, sürekliliği olan ve sürekli güncellenmesi gereken başarıya ulaştıracağına hep gönülden inandım ve inanıyorum. Bu inancı da hep devam ettireceğim. Yararlı olabilmek! Böyle olduğunda aslında her şey gerçekleşmeye yüz tutmuş demektir. Bu da kin, öfke ve intikam hissini arttırıyor. ÖNDERLİĞİMİZE, Partiye ve böyle bir halka layık olmalıyım. Bu hisleri büyütüp yaşamı ona göre yapılandırma görevini önüme koymuş ve uygulama pratiği içerisine girmiş bulunmaktayım. Bilmediğim şeyler evren kadar. Bu da benim bilme girişimimi, öğrenme istemimi arttırıyor. Biliyorum ki, bildiğim ve anladığım kadar katılabilirim yaşama.

İçinde bulunduğumuz süreç, Önderliğimizin yaratmak istediği yaşama, özgürlüğe ve insanlığa karşı her anlamıyla saldıran, yok etmek isteyen ve her şeyimize sonuna kadar ‘hayır!’ diyen bir düşmana karşı kıyasıya bir mücadele sürecidir. Önderliğimizi, PKK’yi ve Rojava Devrimi’ni boşa çıkarma arayışı içerisinde olan uluslararası komplocu güçlerin Rojava Devrimine ve demokratik çözüme karşı tavrı değişmemektedir. Önderliğimizle yapılan görüşmelerde Partimizi ve Önderliği ayrıştırma istem ve çabaları, yine düşmanın Önderliğe yaklaşımları, seviyesiz tutumları ve hilekar tavırları ile tüm öteki yönelimleri karşısında biz kadroların duruşu ve “Önderliğin elini nasıl daha fazla güçlendirebiliriz?” hususu benim için ciddi yoğunlaşma konuları olmaktadır. Ortadoğu’nun ve dünyanın birçok bölgesinde yaşanan katliamlar sistemin içerisinde bulunduğu kaostan çıkış için çırpındığını göstermektedir. TC devletinin de Cizre’de halk katliamlarına devam etmesi gerçek niyetini ortaya koymaktadır. Bu yoğunlukta yaşanan süreç karşısında, üzerinde her türlü soykırımın ve asimilasyon politikalarının yürütüldüğü Kürt kişilikleri olarak özgürleşmemizi ve örgütümüze katılımımızı engelleyen kişilik sorunlarımızı çözmeli ve gidermeliyiz. Tüm bunların yanında Arin’lerin aydınlattığı yolda gerçekleştirmeye çalıştığımız yürüyüş devrim yürüyüşüdür. Yine Mart ayının anlam yoğunluğu, kadının toplumsal alanlara akın edişi, yücelişi, başkaldırısı, tek yürek olarak milyonlarca kadın ruhunun birleşimi ve örgütlülüğü büyük moral ve güç vermektedir.

Şu bir gerçektir ki, hiçbir zaman hissettiklerini tam olarak aktaramazsın, hep bir ifade fakirliği yaşarsın. Bazen vicdanının sesini duyup ne söylediğini anladığın halde dile getirememen gibi… Bu pratikle iddiamı daha da güçlendirdim. Bu eğitimi bir ateş gibi düşünüyorum ve kendimi cayır cayır yakıp küllerimden bir havari oluşturma, yaratma hedefini önüme koyuyorum. Bu açıdan ufkumu sürece göre genişletip her koşulda cevap olacağım. Katılımım, yaşam ve mücadele duruşum buna göre olacaktır. APOCU ruhla şahadete ulaşan, kendilerine “bedenlerini yakan ateşin aydınlığıyla devrim yolunu aydınlatma” misyonu biçen yoldaşlar aslında böyle bir süreçte ne yapacağımızın somut göstergeleri olmuşlardır. Önderliği düşman elinde esaret altında olan bir PKK militanı ve YJA STAR endamı olarak yaşanan bu tecrit, katliam ve haksız savaşa karşı Önderliğe daha çok yakınlaşıp cevap olabileceğimi ve daha büyük bir çıkış yaratacağımı düşünüyorum. Bu devrimin bana yaşatacağı ve benim devrime yaşatacağım her şeye hazır olduğumu paylaşmakla beraber, Önderliğimizin ve partimizin bende yarattığı devrimci ruhla yoğunlaşmalarımı derinleştirip sürecin karakterine uygun katılımı esas alacağım.

Bu yaşamın güzelliğine güzellik katmak için yapılabilecek o kadar şey varken, yapamadığım bu kadar çok şey için, özgürleştirmek istediğim yaşamımızda pratiğim temelinde özeleştirimi vermek istiyorum. Fedaileşmek isteyen bizler için yeterli görülebilecek olan şey ancak bu sürecin istediği çözüm gücünü oluşturabilmektir; bunun için genelleşmiş tekdüzelikten kurtulmalıyım.

Her ne koşulda, yerde, zamanda ve mekanda olursam olayım, başta Parti Önderliğimize, emek verip ter dökerek bu uğurda canlarını feda eden şehit yoldaşlarımızın dökülen her damla kanına ve mücadelelerine bağlılığımı yineliyorum. Bu nedenle katılımımın bütünlüğünü bozan yetersizliklerimi aşma istemimi belirtiyor ve ortaya çıkan her yetersizliğim, çözümsüzlüklerim ve yöntemsizliklerim için özeleştirimi veriyorum.

Asla olmayacak bir şey yoktur! Ve bir kişi APOCULUĞU yaşamada ısrarlı ve istekli olmalıdır ki APOCU olabilsin, O’nun fedaisi olabilsin. Fedai kişiliği kendinde yaratabilmek, kendinde iyi olan her şeyi partiye mal etmek ve eksikliklerini gidermedeki azimle isteği geliştirmek benim için en çok gerekli olan hususlardır. Kendimi bastırmak değil, içten eksikliklerimin farkına varıp aşmak, istediğim katılımı sağlamak, yaşamı güzelleştirmek ve anlamlaştırmak açısından kendimi güçlendirip bu gücü yoldaşlarla paylaşmak önüme koyduğum basamaklardır. Üzerime düşen görev ve sorumlulukları layıkıyla yerine getirme, fedaileşme ve bunda derinleşme isteğimi belirtmek istiyorum.

Bir yoldaşınız olarak bu süreci ve düşüncelerimi paylaşmaya çalıştım. Bu görevi başarmanın artık sadece bana ve yoğunlaşmalarıma bağlı olduğunun tamamen bilincindeyim. Bilgisi kendisinden çalınmış bir kadın olarak, bilgiyi en değerli yaşam pınarlarından biri olarak görüyorum. Önderliğin biz kadın yoldaşlar için dile getirdiği “Gerçeklerden korkmayın” perspektifini benimseyerek, düşman gerçekliğiyle yüzleşmekten korkmadığımın ve onu kendi içimde vuracak düzeyde güçlendiğimin farkındayım. Partimizin sunduğu imkanlar dahilinde belli bir düzeye geldiğimi belirtebilirim. Önderliğimizin ve bütün yoldaşlarımızın emeklerini ve güvenlerini boşa çıkarmayacağıma dair sözümü yineliyorum. Bu temelde katılacağımı tüm devrimci ruhumla belirtirim.

Devrimci selam ve saygılar!

DOĞA JİYAN

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.