Kürdistan Kadın Tarihinde Bir Kesit

0

KASIM ENGİN

Bugün bölgemizde Kadın Hareketi adına ve Kadın adına en çok akan, gelişme kaydeden ve kendi kimliğini oluşturma mücadelesini veren Kürdistan kadınıdır. Çok geri sosyal bir yapıya sahip olan Kürdistan’da bu gelişmelerin anlaşılması anlamlı olacaktır.

Başörtülü kadınlar, yaşlı-genç derken, dindarlardan en laik olanlara kadar hepsi ortak meydanlarda. Cümbüş cemaat halaylı türkülü mitinglerde! Kadınlar hep önde, birkaç erkek ise arkalarda olup biteni alkışlarıyla daha çok izleyerek destekliyor.

Bir de unutmayın burası Kürdistan. Feodalizmin hâkim olduğu, Türk egemenlerin deyimiyle ‘kıroların’ memleketti. Ve sadece kan davaların yaşandığı, kadının erkeğin arkasında yürüdüğü, onsuz bir şey yapmaya cesaret edemediği, geri toplumsal yapılanmaların çarkında inlediği topraklar! Yani lanetli topraklar!

Siyaset genelde çıkar ilişkisi olarak bilinir. Çıkar sonuçta çıkardır. Yaratacağı tipte donuk olur, kuru olur, renksiz olur. Siyasete bulaşanlar genelde çıkarlarını düşünürler. Türkiye’de çokça tanık olduğumuz rantçılık böylesine bir zemin üzerinde gelişir.

Kürt kadınları siyasete de yeni bir renk katarak geliyorlar. Siyasal meydanlar artık insani duyguların önde olacakları mekânlar olmaya doğru götürülürken, bunun eğlence boyutu da cabası. En güzel olanı da bu dünya güzeli kadınların, emekçi kadınlara öncülük etmeleridir. Ne tuhaf değil mi? Ama gerçek! O kadar sözde sınıf bilinci olan kadın var Türkiye’de ancak genel ve özel eylemliklerde katılım seviyelerine bakıldığında sanki feodalizmin çarkları altında inim inim ağlamış ve ağlayan olanlar Türkiye kadınlarıdır!

Hani gerilerdi, hani feodal toprakların bastırılmış kadınlarıydı bu Kürt kadınları? Hani dilsiz, sağır, gözsüz kadınlardı bunlar? Hani çağın dışında kalmış ve görevi sadece ve sadece bir erkeğe hazırlanmak olarak belirlenmiş kadınlardı bunlar? Hani, hani…

Kürt kadını artık tanınan ve o eskide bilinen kadın değildir. O ne yaptığını ve ne istediğini bilen bir kadındır. Bu gelişmeyi artık hiç kimse durduramaz. Kendi siyasal çizgisini o kadar pekiştirmiştir ki hiç kimsenin bunu geri çevirmeye gücü yetmez. Yeni bir toplumsal devrim tamamlanmıştır. Bu devrimin mimarı Kürt halk önderi Sayın Abdullah Öcalan’dır. Meydanlarda haykıran on binlerce kadın gelecekte Kürt insanının rengini ifade etmektedir. Bu kadar kökleşmiş bir gerçeklik söz konusu iken halen kuru, donuk, inkâr ve imha siyasetinde ısrar sadece ve sadece köhnemişliktir. Köhnemişliğin gideceği yer ise tarihin hurda vatlığı yani onun çöplüğüdür.

Gerilla saflarında elbette gelişmeler daha ileridir. Nede olsa topluma yön veren ve aktifleştiren dağdaki özgürlük düzeyidir. Denilecek ki ama halen yetersizlikler var? Elbette var diyeceğiz. Ancak unutulmaması gereken husus ise toplumsal mücadelelerin çok geniş bir zaman süreci içerisinde kökleşmeleridir. Ve unutulmaması gerekiyor, iktidar odakları iktidarlarını kolay kolay erken devretmezler. Erkeklik olgusu çok yakinen iktidarla haşır neşir olan bir gerçekliktir. Bu niyetlerden uzak olarak böyledir. İktidar bir karakter yaratmıştır ve bu karakterin aşılması süreç işidir. Gelişen kadın beraberinde gelişen ve dönüşen erkek’i getirecektir. Buda tarihin kaçınılmaz bir emridir diyelim. Tüm geri ve tutucu yaklaşımlara karşın bu böyledir.

Kürdistan’da bu gelişmeler yaşanmışken geçmişte Kürdistan da kimi kadın hareketlerine değinmek anlamlı olacaktır.
Kürtlerde kadının özgün bir yeri hep oldu. Ağırlık olarak Müslüman olmasına rağmen Kürt halkı kadına ayrı bir rol biçmiştir.

1854 yılında Kırım Savaşı’nda atlılarıyla birlikte Aziziye tabyasını Rus askerlerinden geri almış olan efsanevi Malatya-Karadağlı Kürt kadını Kara Fatma, kardeşinin ölümünden sonra asker kıyafeti giyerek Şivan aşiretine başkanlık eden Göhannirkes, Hamund aşireti reisi Conluk’un İran’daki bir savaşta 18 askerini öldürdüğü rivayet edilen karısı, Caf aşiretinin reisi Mahmud Paşa’nın aşiret üyelerine hitaben konuşurken eteğine giren koca yılanı elleriyle tutarak, paşa kocasının konuşmasını sağ salim tamamlamasını sağlayan Pirûûze de vardır…

Ve Kürdistan tarihinde çok kez görüldüğü gibi ölen bir aşiret reisi yerine onun karısının oğlu büyütene kadar kendisinin geçtiğini biliyoruz. Osman Sabri kendi aşiretinden böyle bir kadını daha doğrusu anasını örnek verir. Dersim isyanında Ali Şer’in yanında bir askeri komutan olarak direnişe katılan Zarife belleklerde silinmiş değildir. Irak’ta BAAS rejimine karşı direnişin sembolleşen ismi Leyla Kasım birçok Kürt kızının örnek aldığı savaşçı ve boyun eğmez bir direniş savaşçısıdır. Örnekler çoktur.

Yine Kürt toplum yapısında kadının barıştırıcı farklı bir özelliği de bulunmaktadır. İki aşiret arasında ki kavgada kadınlar çok rahatlıkla kavganın bulunduğu ortama girip barıştırıcı olabiliyor. Kimse onlara dokunamaz. Yine eşarplarını çıkarıp, yüzlerini tırmalayıp saçlarını yollamaya başladıklarında orada o kavga durur. Durmak zorundadır.
Daha farklı bir örnek Kürt bir Yahudi kızının babası haham olan Samuel Barzani öldükten sonra babasının yerine haham olarak geçerek Kürdistan’daki tüm Yahudileri birleştirebilme gücü göstermesidir. Ve Yahudi tarihinde ilk kadın haham olacaktır. Bu olay yaklaşık 300 yıl önce yani 17.yy.da geçmektedir.

Olay şöyle gelişecektir:

Asenath babası tarafından kuzeni Haham Jacob ben İbrahim Mizrahi Amedi’ye ile evlendirilir. Samuel Barzani’nin kızını evlendirirken tek bir şartı vardır. Asenath ev işlerine koşulmayacak ve Kabalah eğitimine devam edecektir. Haham İbrahim Mizrahi bu isteğe uyar. İkili evlendikten kısa bir süre sonra İbrahim Mizrahi, Musul’daki Yahudi Yeşivasının (din okulu) başına geçer. Burada İbrahim Mizrahi ve Asenath Barzani’nin bir oğlu ve bir kızı olur. Ancak İbrahim Mizrahi genç yaşta ölür. Bu ölümün ardından Musul’daki Yeşiva’nın başına Asenath Barzani geçer. Bu Yahudi tarihinde bir ilktir. Asenath Barzani, babasının ölümünün ardından ise onun Kürdistan’daki görevlerinin büyük bir bölümünü devralır. Sık sık seyahat eder ve Yahudi cemaatini bir arada tutar.

İlk Kürt kadın derneği olarak 1919 kurulan Kürt Kadınları Teali Cemiyeti’ni göstermek yanlış olmayacaktır. O zaman bu cemiyette beklenenler şunlardır; “vatan, vazife, fedakârlık hisleri aşılanmış tam birer ana” olmaları istenecektir. Bu beklentiye o zaman Jin dergisinde “İki hayırlı makale” adında ki yazısıyla Selim Beki Bey dile getirecektir.
Ancak cemiyetin hedefleri arasında Kürt kadınlığının medeni bir bakış açısına kavuşturulmasını ve ilerlemesini sağlamak, Kürt aile hayatında kurumsal ve toplumsal düzenlemeler yapmak, Ermeni tehciri ve onu izleyen zorunlu göçler nedeniyle “sefil bir hale gelen” Kürt yetim ve dullarına iş bularak, maddi yardımlarda bulunarak onları sefaletten kurtarmaktır.

Cemiyet bu amaçlarını gerçekleştirmek için, gazete, dergi, kitap ve risaleler yayınlayacak, Osmanlı İmparatorluğu’nun her yerinde kütüphaneler ve tartışma salonları açacak, konferanslar ve dersler düzenleyecektir.
Bu cemiyetin göze çarpan ilk eylemi Sultanahmet Meydanı’nda bir Mevlid-i Şerif okutma olacaktır. 21 Haziran 1919’da gerçekleşen bu eylemde bir konuşma yapan cemiyetin başkanı Encam Yalmuki Hanım şöyle demiştir: “Hanımefendiler, biz Kürtler, çeşitli kavimleri kardeşleştiren İslamiyet’in ortaya çıkışından, yani asırlardan beri Türk milletinin en sadık bir seveni, en güçlü dostu, en coşkulu bir kardeşiyiz. Bugün bütün milletlerin alın yazıları başka şekiller aldığı ve herkese bir hak verildiği bir zamanda bizler de kendimizin hakkını istiyoruz, çünkü ortada milyonlarla Kürt var ve büyük bir Kürdistan var. Mukaddes amaçlar uğrunda en ziyade çalışmak isteyenlere ve milletlerine olan sevgilerini göstermiş oldukları fedakârlıklarla ispat edenlere cümlemiz tüm varlığımızla teşekkür borçluyuz. Cemiyetin açılış törenine koşarak gelen muhterem hanımlarımız ve kardeşlerimiz her şekilde destek olacaklarını, Kürtlüğün yükselmesi için ne yapılması lazımsa tereddütsüz yapacaklarına Kürt sözü verdiler. Öteden beri “Kürt sözünden dönmez” cümlesi bir atasözü olmuştu. Ben kanaatlerim ile iman ederek söylüyorum ki Kürt her şeye söz vermez ama verdiği zaman da sözünden dönmez…”

Cemiyet çeşitli etkinliklerde bulunsa da kısa bir sure sonra kapatılacaktır. O yıllarda yaşanan ırkçı milliyetçi kimi yaklaşımı da tarih bize göstermektedir. 1928 yılında Tiflis’te yayınlanan Zarya Vastoka gazetesinin 297. sayısında yayınlanan ve muhtemelen eşi Dilara Hanım, cemiyetin İstanbul’daki faaliyetlerine katılmış olan Kamil Bedirhan tarafından kaleme alınmış olan makalede “Konstantinopolis milliyetçilerinin hilekârlıkları ve soruşturmaları yüzünden” kapatıldı diye yazacaktır. Bu cemiyetin içerisinde yer alan kadınlar genelde Kürt aristokrasinin çocukları ya da eşleridir. Benzer bir çalışmayı Kürt Kadınları gidecekleri güney Kürdistan da yapacaklardır. Ancak buda uzun ömürlü olmayacaktır. İttihattı Terakki’nin Türkiye de geliştirdiği ırkçı politikalar sonucu birçok Kürt zengin aile ve aydın Türkiye de ayrılarak farklı yerlere geçmişlerdir. Aynı şeyi elbette Ermeniler ve Yunanlar daha ağır bir şekilde yaşayarak kaçmak zorunda kalmışlardır.

Sonuç olarak şunu söylemek gerekiyor; Kürt kadın Hareketi tarihinde çok kökleşmemiş olsada onların yapamadıklarını bugünlere taşırarak gerçekleştirmek başta tüm Kürdistan kadınlarına olmak üzere genel anlamda da bölgedeki kadınlarına verilecek bir borçtur.

Biz kısa yazımızı Encam Yalmuki Hanım’ın aşağıdaki sözleri ile bitirelim;
“Kürt her şeye söz vermez ama verdiği zaman da sözünden dönmez…”

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.