Genç Kadın Özgür Yaşamın Rengidir

0


Tijda Ekecik

“Ve savaş bizlere özgürlük eğitimini veriyor.
Özgürlük nedir? kendinden sorumlu olma istemidir.
Bizi birbirimizden ayıran uzaklığı korumaktır.
Zorluğa, katılığa, yokluğa, hatta yaşamın kendisine karşı
daha kayıtsız olmaktır. Özgür insan savaşçıdır”.
Nietzche

Var olan sömürgeciliğin dayatmış olduğu ve yaşadığımız gerçeklik ile toplumsal gerçekliğimiz arasında dağlar kadar fark vardır. Önderliğimiz, “Kendini bilme tüm bilmelerin temelidir“ diyor. Kendini bilmekte tarihini bilmekten geçer. Kendini bilmenin, tanımanın arayışçısı olmak ve bu arada tüm güzellikleri tanımanın da arayışı oluyor. Emek verildikçe güzellikler anlamlaşır ve hakikate bir nebze de olsa yaklaşılır. Kendini bilmemek köleliktir, gözü körlüktür, yaşamı anlamsız kılmaktır. Fakat hakikate ulaşmak bedel ister. Devrim bu amaca ulaşmanın en gerekli olan aracıdır. Ama tüm bunlardan önce sorulması gereken bir soru var. Kendimizi tanımak istiyor muyuz yada ne kadar tanımak istiyoruz?

Yılların sömürü aracı olan , tek işi toplumu yok oluşa sürüklemek yani köle toplum yaratmak isteyen kapitalist sistem bu katliama öncelikle kadını düşürerek özünü çarpıtarak başlamıştır. Çünkü kadın otoritesi altında ki toplum ahlakın yaşandığı yani özün yaşandığı özgür mekanlar olmuştur. Onun bulunduğu yerde kimse kimseye haksızlık yapamaz, yapan olsa dahi cezalandırılır. Bir zamanlar kadın erkek kutsal ana tanrıçanın çatısı altında beraber özgür yaşamı paylaşırken bugün erkekte oluşan iktidar hırsı yüzünden nereden geldiğini unutur bir vaziyette kadının tüm değerlerine saldırır. Kadına istediği neyse onu yaptırmayı reva görür ve bunu olması gerekliymiş gibi zevk alaraktan yapar. Yaşamın yaratıcısı kadın bugün metanın, cinselliğin sembolü kapitalist modernitenin en iyi işçisi haline gelerek tam bir kültür kırımı yaşamaktadır. Tüm bu yaşanan soykırımların sorumlusu erkek egemen zihniyettir. Bu her yerde böyle süregelmiştir. Örneğin bir evde erkek ne derse o dur onun sözünün dışına çıkılırsa evde kesinlikle savaş başlar ve esir alınan yine kadın olunur. Ama tüm bu saldırılara karşı kadının da her zaman bir başkaldırısı olmuştur. Toplumda bunca kadının özellikle genç kadının bedenini yakıp intihar etmesi ne olursa olsun haksızlığa karşı ses çıkarması hatta bir bakıma sessizliği bile bu lanetli sisteme bir başkaldırıdır. Bunun karşısında ise sistem kadının özgürlük çığlığını bastırmak için politikasını daha da incelterek onu dört duvar arasından çıkartıp her saniye medyanın bombardımanı altına alarak modern köle haline getirmeye ve böylelikle yozlaşmış toplum kurma amacına ulaşmaya çalışır. Bu yüzdende çürümeye yüz tutmuş yozlaştırılmak istenen toplumumuzun ahlaki değerlerini korumak için her alanda mücadele edip onurluca savaşmayı en kutsal görev bilerek yaşamın anlamına ve güzelliğine kucak açıp sarılmalıyız.

Öz kirletilmemiş, çarpıtılmamış olan insan gerçekliğidir. Bir kadının özünde doğallık vardır, sevgi vardır, yaşamı korumak ve bu uğurda kendini feda etmek vardır. Emek vermek vardır. Ama emeğine haksızlık, ihanet edeninde cezasını vererek intikam almak vardır. Örneğin su yaşam kaynağıdır. Berraktır. Sınır tanımayan aktıkça akandır. Tıpkı kadının da toplumsallığın, özgür yaşamın özünde olduğu gibi. İşte bugün bu öz çarpıtılmak için her türlü saldırıyla karşı karşıyadır. Tüm bunlara alternatif olarak Önder Apo öncülüğünde başlatılan mücadele bugün çaresizlikten kaynaklı tek çareyi bedenini ateşe vererek intihar eden genç kadınların isyanını örgütlü güce dönüştürerek kendi canına kıyarak değil tam tersine bilinçlenip gözünü açarak kendisini bu hale getiren sistemden intikam almanın en büyük alternatifi olan özgür kadın ordulaşmasını yaratarak şu sözleri dile getirmiştir; “ Kadınlar yönünü kutsal ve bereketli dağlara vermelidir”. Çünkü kutsal dağlar bir kadının kendini en iyi tanıdığı ve öze dönüş savaşını kendisini eğiterek verdiği kötülükten arınma dergahıdır . Yani insanlık devrimi için başlatılan özgürlük mücadelesinin en doğru başlangıç noktasıdır. Yanı sıra vermiş olduğu bunca çabanın özünü teşkil eden, yani devrimin kadınsız olamayacağını bilerekten “Kadın özgürleşmeyene kadar toplum özgürleşemez” demektedir. Özcesi Başlatmış olduğu mücadele de kadının isyanına ses, yoluna ışık oldu. Bilinçlenen ögütlenen kadın ordulaşmaya kadar gitti ve tüm ezilen dünya kadınlarına çözüm gücü oldu. Tüm dünyanın korkulu rüyası haline gelen daiş için en büyük korku kadın gerillaların savaş mevzilerinde attıkları zafer zılgıtlarıydı. Yani onlar için tam bir kabustu. İşte savaşan kadın gerçekliği özgürlüğe doğru bu şekilde yol alıyor.

Bu noktada en büyük rol genç kadınlara düşmektedir. Çünkü hem genç ve dinamiktir hem de kadındır. Bu ikisinin birleşimi, bilinçlenmesi ve kendini örgütlemesi demek devrim mücadelemizin zaferi demektir. Bu yüzden de tüm genç kadınlar kendilerini daha bilinçlendirerek, sorgulayarak, özgürlüğün gereği olarak ne gerekiyorsa onun yapmalılar. Birlikten kuvvet doğar derler. Genç kadınlar ne kadar örgütlü olursa var olan düzende o kadar çabuk yok oluşu yaşayacaktır. Bu işe öz savunma birimleri kurularak hele de bu süreçte kadına en çok şiddetin uygulandığı, çocuk istismarının en çok yaygınlaştığı süreçte genç kadınların intikam birimlerini kurarak tacizci tecavüzcüleri cezalandırmanın tam zamanı. Yine gelişen tarihi direnişte genç kadınların bulunduğu ortamda hiçbir faşist polisin annelerimize saldıramaması gerek. Bunu devletin barbar polislerine bırakmak demek tüm bu saldırıların onaylamak anlamına gelir. Yine en önemlisi tüm genç kadınlar bilmeli ki bu barbar sisteme en büyük darbe yüzünü özgür dağlara vermekle gerçekleşecektir.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.