Sağlıkta Kadın- Neden kadın sağlık hareketi?- II

0

Modern bilimin gelişimi- Kadının yeri

“Bilim, dinden bağımsız olarak doğmadı, doğrudan onun derinliklerinden çıktı. Din adamlarını kafalarında oluştuktan sonra Yahudi-Hristiyan öğretileriyle yoğruldu ve cadı yargılamalarının imgelemleri ile lekelendi.”
15.yüzyılda Bacon, ilk kez modern bilimin tanımını yapmıştır. Ona göre bilgi, erktir. Bilim ise akıl ile doğanın iffetli ve yasal evliliğidir. Burada aklı erkek, doğayı da kadın olarak tanımlamıştır. Doğa aynen bir kadın gibi tahakküm altına alınmalıdır. Bilimsel bilgi ile erkin aynı kapıya çıkması, yapılan bilimin etiğini sorgulamayı gerektirir.

Süreç itibari ile kapitalizmin ihtiyacı olan toplumsal cinsiyet rolleri oluşmuş ev ile işin sınırları belirlemiş olduğu bir dönemde, erkeğin yiğitlik, öz saygı gibi rollerine bir de akıllı ve nesnel olmak eklenmişti. Akıllılık ve nesnellik kavramları ve doğayı tahakküm altına alma istenci ile belli bir bilim anlayışı gelişmiş, erkeğe de yeni bir alan açılmıştır. Yeni bilim, madde ile aklın birliği değil, aklın madde üzerinde tahakkümüdür. Kadın ise duygusaldır, bilim ona göre değildir. Hatta bu yeni iktidar alanı ona göre değildir. Halen kadın, kendine ait özelliklerle yeni sistemi kutsayan bu alanda, kadın olarak var olamamaktadır.

Çoğu Kraliyet Ailesi üyesi olan, Kartezyen düşüncenin öncüleri, doğayı tam bir mekanik malzemeye indirgemişlerdir. Descartes için insan bedeni, her biri ayrı bir iş yapan makineler toplamıydı. Hobbes’a göre ise bu mekanik bedene sahip birey, devletin iktidarına tümden boyun eğmeliydi. Bu düşüncelerin tıptaki sonuçları şöyle olmuştur; şifacılık bilimleri ile bakım ve sağaltım işleri birbirinden ayrılmış; şifacılık, erkek doktorun denetimine, diğer kısım ise ikinci derece önemle kadına bırakılmıştır.

Tıp-iktidar ilişkisi

Sınıflı toplumda, tıp da diğer bilim dalları ve kurumlar gibi insana değil egemene hizmet eder. Egemenin isteği ve ihtiyacı doğrultusunda şekillenir ve egemenin baskı aracına dönüşür. Tıbbın erk tarihi egemenin tarihine paralel gelişir. Tıp- iktidar ilişkisi, şaman ve rahipler ile başlar. Köleci toplumda, hekim soylu ve aristokratlara hizmet eder, halk ise sağlık sorunlarını kendisi çözer. İsa’nın en büyük mucizeleri hasta iyileştirmektir. Daha sonra ilk Hıristiyan önderleri hastalık kaynağını şeytan olarak görürler. Muhammed de İsa ile aynı yolu izler.

Engizisyonlarda, egemenler tarafından desteklenen erkek doktor statüsü yaratılır. Kilise, devlet, doktor el ele cadı diye adlandırdıkları şifacı kadınlardan tüm pratiklerini öğrendikten sonra öldürürler. Doktor bilgiye tek başına sahip olur. Tıp eğitimi kilise ve yüksek sınıfların himayesinde, onların çıkarlarını korumaya yöneliktir. Örneğin veba salgınında yeni gelişen ticaret etkilenmesin diye karantina uygulanmış, epidemiye dönüşmüştür. Bu yeni tıp okullarından mezun olan doktor, sağlık hizmetini devletin belirlediği kurallara göre verir, papazın izni olmadan hiçbir tedavi uygulayamaz. Bu üniversiteler yasalarla kadınlara kapanır.

Ve o günden bu güne eğitim egemen ideolojiye ve düzenin korunmasına yöneliktir. Sağlık bilimleri insan yaşamına geniş kapsamlı müdahale aracıdır. Uzmanlık erki getirmiştir. Hekimin koyduğu kural ya da önerdiği tedavi üzerinde toplum denetimi yoktur. Teşhisi ise damga gibidir.

Kapitalizmde ise sağlıklı bir üretici sınıf için, sağlığa ihtiyaç vardır. Sanayi yüzünden türeyen yeni hastalıklarla boğuşmak için tıbba ihtiyaç olduğu kadar, tıp teknolojisi ve ilaç endüstrisi açısından da burjuvazi hayli para kazandıran bir alandır. Kapitalizmi de sağlık ücretlidir. Ancak üretici kesimin büyük bir kısmının ya da toplumun, burjuvaziye de dokunacak düzeyde sağlığı bozulduğunda sosyal harcamalardan sağlık hizmeti verilir. Her ne kadar dışarıdan böyle görülse de bu sosyal harcamalar emekçinin artı değeri üzerinden elde edildiği düşünüldüğünde, emeğine ele koyarak sömürdüğü emekçiyi, sağlık hizmetlerinin finansmanını sağlatarak ikinci kere sömürür. Üretici sınıfla ilgili bir diğer şey de nüfus kontrolüdür. Nüfus kontrolü kapitalizm ile birlikte ortaya çıkan bir olgudur ve sistem bunu tıp bilimi ve hizmeti aracılığı ile yapmaktadır.

Bugün sağlık sektörü, karlılığı bakımından silah sektörünün hemen arkasından ikinci sırada yer alır. Piyasa koşullarında verilen bir sağlık hizmetinin eşit olması beklenemez. Sağlık da emek yoğun bir alan olmasına rağmen, emekçi açısından sermayeyle pazarlık konusu ve sermayenin emekçi sınıf üzerinde bir baskı aracına dönüşmüştür. Tıp, kapitalizmin ideolojik argümanı, gelişmiş bir sömürü aracıdır.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.