Öz Savunmanın Direği: Duygusal Öz Savunma- III

0

Elif Mercan

Kadın, evrensel oluşum diyalektiğinden tümden kopmadığı için, toplumun öz savunmasını sağlam örecek duygu dünyalarını yeniden kazanmasına öncülük yapabilecek en sağlam toplumsal dinamiktir hala. Bu nedenle evrensel ve toplumsal oluşumun diyalektiğine karşı sorumlulukları daha fazladır. Evrenin ve toplumun kimyasında duygu güçlüdür. Sezgi ve his güçlüdür. Bunlarla örülen her oluşumun öz savunma duruşu yıkılmazdır. Kadın sezgi gücüyle ve duygusal zekâsıyla bu hakikatin farkındadır. Bu hakikatten uzaklaşmamak için sürekli direniş halindedir. Ancak bu tek başına yeterli değildir. Çağımızda toplum kırımın ulaştığı boyutlar düşünüldüğünde, kadının bu hakikati bilgece örgütlemesi ve eyleme geçirmesi, öz savunmanın güçlü kılınması için çok önemlidir. Kadınlar kapitalist modernitenin bu hakikati ters yüz ederek varlığını yaratıp sürdürdüğünü unutmadan, bu hakikate hakkını daha güçlü verebilirler. Bu nedenle kadınlar, başta kendi kişiliklerinde, sonra gençliğin ve çocukların eğitiminde, ailenin eğitiminde duygu gücünün tanınmasını ve örgütlü kılınmasını sağlamalıdır.

Sevgisiz, duygusuz bir toplum ve birey, ne kendini ne de değerlerini savunabilir. Sevgi, derin bir iç görü ve sezgi, hissediş ve hakikat bilgisi ile ilgili olarak özsavunmanın temel harcıdır. “Sevgi insanın varoluş sorununa olgunlaşmış bir yanıttır. Güçsüzlük sevgi üretememektir. Sevgi sevdiğimiz şeyin büyümesi ve yaşaması için gösterdiğimiz etken ilgidir. Sevgi bir eylem, bir ruhsal güçtür. Sevgiye ilişkin tüm kuramlar insan kuramıyla başlamak zorundadır… Kişinin birbiri ile kaynaşma arzusu insanın içindeki en güçlü itkidir. İnsan soyunu, kabileyi, aileyi, toplumu bir arada tutan güç, en temel duygudur. Bu konuda başarısız olmak, çıldırmak ya da yok olmak kendini ya da başkalarını yok etmek anlamına gelir. Sevgi olmadan insanlık bir gün için bile var olamaz…”

İnsanlığın varoluşunda bu denli belirleyici olan sevgi, özsavunmanın harcı olduğu kadar, yanlış yönlendirildiğinde özsavunmanın yıkım zeminine de dönüştürülebilir. Örneğin sevgi-aşk konusunda, erkeği ve kadını tanımada yanılmak kadınların en temel zaaflarındandır. Diyebiliriz ki kadının öz savunmasına hiçbir zaaf bu denli zarar veremez. Sevgiye dair muazzam arayışları olan kadınların en kolay kandıkları, büyüsüne kapıldıkları sözler, davranışlar aşk ve sevgi adına, bazen de dostluk ve arkadaşlık adına söylenenlerdir. Etkilendikleri ve peşinden sürüklendikleri davranışlar da yine bu konuda sergilenenlerdir.

Kadınların özellikle beşbin yıllık direnişlerinin, öz savunmalarının kırılıp dağıtılmasında din, bilim, felsefe ve mitoloji yoluyla geliştirilen ideolojik ikna ve devlet, koca, baba eliyle geliştirilen şiddet ne kadar etkili olmuşsa; sevgi-aşk adına söylenen yalanlar, hileler, kandırmacalar ve entrikalar da o denli etkili olmuştur. Aslında şöyle de diyebiliriz; ideolojik ikna ve şiddetle kolu kanadı kırılan ama hala direnmekte ısrar eden kadını, ebedi kafesine girmeye aşk ve sevgi adına söylenen masallar ikna etmiştir. Bu nedenle özünden, toplumsallığından, temel yaşam-özgürlük hakikatlerinden kopan aşk ve sevgi söz ve davranışlarının kadınların ve erkeklerin öz savunma duruşunu kırmadaki yerini, rolünü incelemek öz savunma güçlerinin temel sorumluluklarındandır.

Yine toplumsal doğanın özgürlüğünü ve kendine has doğal özelliklerini sürdürdüğü dönemlerde yaşanan eş yaşamların toplumun öz savunma gücünün temel harcı olduğu durumlar da vardır. Pozitif örnekler ve deneyimleri incelemek de öz savunmamızı geliştirmede, güncel çözümsüzlüğü aşmada önemli bir role sahiptir. Çünkü “Aşk eğer gözü körse, en aşağılık durumlara düşürebilir ve cehaletin en yoğunlaşmış haline götürebilir. İster iktidar ister cinsellik aşkında olsun bu böyledir. Anlamla yüklü olduğunda ise aşk; bir ‘Nirvana’ değerindedir. Fenafillâhtır, gerçeğin içinde erimektir; enel-haktır, adil ve özgür toplumun kendini hükümran kılması, yani tam demokrasi olma halidir.”

Bu tam demokrasi hali sevmeyi bilmekle mümkündür. Sevmeyi bilmek onu öğrenmekle olur. Sevmeyi öğrenmeye zaman ayırmak ve emek vermek gerekir. Sevmeyi bir sanat olarak ele alıp emek vermeye değer görmeliyiz. Çünkü sevmeyi öğrenmek ve sevebilmek, kendi öz varlığına karşı duyarlılık ve saygı demektir. Bizler sevmeyi bilen bireyler ve toplumlar olabilseydik, özsavunmamız asla bu kadar zayıflamazdı, yaralanmazdı, dağılma ve yıkımla karşı karşıya kalmazdı.

Yıllar önce Önder Abdullah Öcalan’ın Kürtler için belirttiği “sevgi katledilmiştir” tespiti aslında tüm dünya halkları açısından geçerlidir. İnsanın toprağına, doğaya, toplumuna ve birlikte yaşadığı insana, hatta en başta kendisine olan sevgisi katledilmiştir. Ya da birey bazında ben merkezcilik ve bencillikte, toplum şahsında milliyetçilikte, şovenizmde olduğu gibi sevgi çarpıtılmış, içi boşaltılmış ve aslında başka bir biçimde yine katledilmiştir. Kendine, toplumuna ve içinde yaşadığı doğaya karşı yaşanan sevgisizlik, öz savunmayı kıran en temel durumdur. Sevmeyen saygı duymaz ve varlığı için canla başla mücadele etmez, ne şahsı için, ne toplumu için ne de dünyası için. Doğadaki tüm canlıların hatta canlılığın temel taşları olan elementlerin bile sevgi ve şefkatin hâkim olduğu ortamda farklı şekillendiklerini ortaya koyan bilimsel deneyler yapılmıştır. Su moleküllerinin sevginin, pozitif enerjinin hâkim olduğu ortamlarda normal şekillerinde olduğu, ama nefret, öfke ve kızgınlık gibi negatif enerjinin hâkim olduğu ortamlarda bozuk-çarpık şekilli oldukları bu deneylerle ispatlanmıştır. Sevginin kendisi de, pozitif ve yapıcı tüm duygular da sonuçta bir enerji şeklidir, etrafına yansır, etkileşime girer ve hem değişir, hem değiştirir. Nefret ve kin de, negatif bir enerji olarak aynı etkiye ve doğaya sahiptir. İnsan kendi doğasına, toplumun ve birinci doğanın özelliklerine çok fazla yabancılaştığı için bu yaşamsal bilgilerden kopmuştur. Bunun kendisinin bile tek başına öz savunmanın temel zaaflarından birini oluşturduğu bilgisinden de koptuğu için sevginin özsavunma gerçeğindeki yerinin farkında değildir. Gerçekten seven ve sevilenlerin öz güveni, öz gücü ve öz eylemi son derece güçlüdür. Bu bireyler için de toplumlar için de böyledir. Bu durum öz savunmayı sağlam kılan temel hakikattir.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.