Kadın ve ailenin çözümlenmesi yaşamın çözümlenmesidir

0

 

Önder Abdullah Öcalan

Devrimi her düzeyde, objektif zemini kadar bilinç ve örgütlülük yanını da görerek geliştirirken, bu soruna gereken açıklığı ve çözüm gücünü göstermeden ilerleme sağlayamayacağımızı şimdi daha iyi bilmekteyiz. Hatta denilebilir ki, toplumsal, ulusal gerçekliğimizde ve onun birey şahsında kör düğümlenmesinde, uygarlık tarihi boyunca yitirilen insanlık kazanımlarıdır. Bu yitirilmenin zeminini teşkil eden dayanılmaz her türlü yaşam koşulları karşısındaki çaresizlik, her düzeydeki yenilgi, bunun doğal sonuçları olan umutsuzluk ve çıkmaz, yaşamın en belirgin özelliği olmaktadır.

Kürdistan Devrimi’nde hiç şüphesiz birçok temel sorun açığa çıkarılmıştır. Bununla birlikte birey, aile, aşiret-kabile, din ve kültürün çeşitli diğer verileri, siyasallaşmaya fazla imkan bulamama, askerileşmedeki çok geri düzey de açıklığa kavuşturuluyor. Hepsi arasındaki neden-sonuç, çelişki-ilişki yönü devrimci mücadelenin ateşi içinde daha iyi anlaşılır kılınmaktadır.

Kürdistan’daki yaşamın boğucu etkisi, kendisini en çok ailede ve onun daha da esirleşmiş kadın öğesinde yansıtmaktadır. Kadın olgusunu işlerken, içine düşülen sığca durumlara ve yine öze değil de, çok ayrıntıya ilişkin yönlere ağırlık vermek, oldukça hatalı yaklaşım ve tutumlara yol açar. Bundan alabildiğine uzak durmak, gerçeği en yalın ve özlü bir biçimde yakalamak büyük önem taşıyor.

Kapital, metanın çözümlenmesiyle yazılmıştır. Kadının da metaların metası olma özelliği göz önüne getirildiğinde ve kendi gerçeğimizde bunun daha da böyle olduğu ortaya konulduğunda, çözümlenmeye şiddetle ihtiyaç duyacağı açıktır. Kadın ve onun ağırlıklı olarak içinde şekillendiği aile çözümlenmesi demek; bir yerde yaşamın çözümlenmesi demektir. Yaşamın siyasal ve askeri alanı kadar kültürel-ekonomik, yine tarihi kadar geleceği üzerine doğrulara gitmede temel bir halkayı yakalamak demektir.

Nereden bakılırsa ve hangi gerekçelerle yaklaşılırsa yaklaşılsın, kadın sorununun ortaya çıkarılması ne kadar önemliyse, soruna sakat, saplantılı yaklaşımlar da o kadar başarısızlığa götürür. Daha da kötüsü sorunun örtbas edilmesi, sorunu görememe yetmez sonuçlara, hele bu devrim süreciyse, onu çok yetersiz bir konumda bırakmaya götürür. Bir devrimi zengin bir muhtevaya ve tam özgürlük sonucuna götürmek istiyorsak, burada kadın üzerine yoğun durmak, onun köleliğini görmek kadar, özgürlüğüne giden yolda da ne anlam ifade ettiğini göstermek gerekir. Daha da ötesi kadını eyleme kaldırmak ve özgürlüğün gerçekleşmesi dediğimiz bir konumda tutmak, savaştırmak ve yaşatmak gerekir. Bunun sağlanması, devrimin en temel toplumsal yanına gereken karşılığı vermek, özgürlüğün sonuna kadar sağlanması, derinleştirilmesi ve giderek diğer bir çok sorunun çözümünde -ki, her zamankinden daha fazla açığa çıkıyor- rolünü oynaması oluyor. PKK’nin öncülük ettiği devrimde de bunun böylesine bir gelişmeye doğru adım attığını her zamankinden daha iyi anlıyoruz.

Kadın kurtuluş çabalarımızda yoğun bir katılımı ve savaş ortamında gerçeklerin çok daha gerçekçi ortaya konulabileceği göz önüne getirilerek bir kongre çalışmasına gidiliyor. Hiç şüphesiz bu tip çalışmalar zirvesel anlama sahiptir. Yapılması gereken en gelişkin düşünce ve teorik yaklaşım kadar, özgürlüğe yakın pratik tutumu alabilmektir. Bunun için tartışma düzeyinin yüksekliği kadar, sağlıklı davranışlara yaşam şansı verdirebilmektir. Bir Kongre bu anlamda gerekeni yaparsa, rolünü layıkıyla yerine getirmiş olur. Açık ki, sadece partimizin bünyesinde yoğunlaşan kadın sorunlarına çözüm getirmek için dar bir yaklaşım içinde kalınmıyor, hatta günümüzün ağır toplumsal aile sorunlarına güncel bir cevap vermek için de yaklaşılıyor. Bunlarla birlikte, işin tarihi boyutu kadar geleceğin sağlıklı yaşam sorunlarına da kapsamlı cevap aranıyor. PKK’nin öncülük ettiği Kürdistan devriminde, devrimci bir kadın kongresi bu çapta kendisini somutlaştırırsa, mevcut düzeyimize gereken karşılığı verir. PKK’nin teorik olduğu kadar, pratik savaş gerçekliği, kadının savaşımına da yansıtılırsa, bir kongre için ancak bu kapsamda ve güncel olduğu kadar geleceği kapsayan; geçmişin değerlendirmesi kadar, günün sıkı değerlendirilmesini içeren; çözümleme kadar, hedef ve görev belirleyen, bunu somut örgüt ve eylem biçimlerine döken; onun için de tartışma ve karar çıkartabilen ve mevcut her düzeydeki savaşımımızla bu alandaki savaşımızı eylemle birleştiren bir tutuma, bir önderliğe ulaştık mı gereken yapılmış olacaktır.

PKK tarihine baktığımızda, Kürdistan devrimi için sağlanılan teorik, ideolojik ve siyasi gelişme düzeyi, o denli karmaşık olan pratik mücadele ve savaş düzeyiyle bağlantılı değerlendirilmektedir. Teori-pratik birlikteliği ancak böyle devrimci bir partiye yaraşır bir gelişkinlik göstermekte, bu teorik ve mücadele birlikteliği hangi soruna yansıtılırsa, o sorunun sağlıklı ortaya konuluşunu ve çözümüne gitme imkanını vermektedir. Kadın ve ailenin kurtuluş sorununda da bu daha belirgin olarak böyledir. Hiçbir partiye nasip olmayacak tarzda kadın ve ailenin teorik ele alınışı, çözümlenişi ve olası kurtuluş yolları biçimleri üzerinde duruluyor. Bununla yetinilmiyor, saflara yoğun bir kadın gücü çekiliyor, savaşımın her düzeyine yayılıyor. Hem sorunun açığa çıkarılmasına, hem de çözümüne bizzat kadın öznesiyle cevap verilmesine, dolayısıyla en doğru yöntemin tutturulmasına özen gösteriliyor.

Sadece Ortadoğu’da değil, çağdaş bir çok ülkenin öncü gücünde soruna teorik, planlı ve pratik savaşım gücüyle yaklaşıldığını söylemek zordur. Bunu PKK biraz başarmıştır. En az Kürdistan devriminin temel siyasal-sosyal içeriğindeki yaklaşımların, bir çok yönüne ilişkin gelişmelerin, burada kendini açığa çıkarması ve dikkati çeker bir biçimde daha şimdiden ulusal ve uluslararası düzeyde etkisini duyurması, soruna doğru yaklaşıldığını ve özgün yaratıcı temelin yakalandığını açıkça göstermektedir.

PKK’yi, onun Önderlik gerçeğini, tüm yönleriyle nasıl ki her geçen gün daha yoğun kavrama, özümseme gereğini duyuyorsak; benzer bir tutumun, sadece kadın ve aile değil, bunun diğer bir yüzü olan, ayrılmaz bir ilişki ve çelişki içinde olan erkek sorununu da ortaya koymak gerekiyor. Teorik olduğu kadar, somut yaşama nasıl yansıttıklarına ilişkin psikolojik düzeyi de göstermek önemlidir. Bu sorun, ulusal imhanın ve toplumsal yabancılaşmanın çok derinliğine işlendiği bir gerçekliktir. Burada da bir o kadar inkar edilen ve yaşamın bir kaynağı değil de, onun başına bir bela kesilen özeliklerini yakalama, ilişki ve çelişkilerini çözme, sadece bir siyasi değerlendirme olarak kalmıyor, daha da fazla çaba gösteriliyor. Özellikle birçok ülke tarihinde edebiyatla yapılanın, sanatla ilerletilen bir yaşam konusunun, bizde savaşla iç içe ele alınması gereğini temel bir tutum olarak ortaya koyuyoruz. Çok çeşitli ve bilinen nedenlerle başka ulusların yüzyıllarca devrimci sanatla kadın-aile ve diğer toplumsal sorunlarına getirdikleri çözümleri, bizim yalın, örgütsel, siyasal ve bizzat askeri çabalar içinde, onunla iç içe, etkileyen, etkilenen öğesi olarak ele almamız mevcut sömürgeciliğin katliam düzeyiyle, yine sömürünün talan düzeyiyle bağlantılıdır. Onun bir sonucu olarak, her türlü devrimci faaliyetle birlikte anında ele alıp çözüme götürmeyi zorlamaktadır. Aralarına fazla ayrı zemin ve zaman koyarak çözüme gidemeyeceğimizi bu somut koşullar göstermektedir.

Tarihi, toplumsal, siyasal gerçekliğimiz, ulusal imha ve sömürü düzeyi, bize başka ulusların sanatla yüzyıllarca yaptıklarını yapma imkanını vermiyor; devrimle birlikte yapmayı zorunlu kılıyor. Dolayısıyla kadın-aile tüm toplumsal kör düğümün çözümlenişi, savaş ateşi içinde mümkün oluyor. Bu da, devrimimizin en temel özelliği oluyor. Tarihten koparılmanın, çağla bağlantının kesilmesinin direkt bir sonucu oluyor. Partimiz de tamı tamına bu somut gerçeğe bağlı olarak sorunu böyle ortaya koyma, çözüme bu temelde gitme gereğini duyuyor ve bunu yapıyor.

Ana hatlarıyla yöntemi belirledikten sonra, şimdiye kadar gerek teorik, gerek pratik alanda sağladığımız gelişmeleri de görmekte yarar vardır. Unutulmamalıdır ki, hiçbir toplumsal sorun, sağlam teorik bakış açısına kavuşturulmadan, sağlıklı bir pratik adıma kavuşamaz. Dolayısıyla Kürdistan’ın hemen her düzeyde son derece karartılan bilinci, ondan da öteye kimliğinin aşılması ortadadır. Bütün ulusal-toplumsal düzeyin yitirilişi, teoriye daha fazla görev yükler. Çünkü gerçek, hem bilinç düzeyinde, hem de bilincin dayandığı maddesinde tahrip edilmiştir. Bu tahrip derecesi ne kadar ilerlemişse, teoriye yüklenme de bu denli gerekli oluyor. PKK’nin, teoriye kendi somutu nedeniyle böyle yaklaşması şimdi daha iyi anlaşılıyor. Uzun bir süre teorik faaliyetin, ideolojik-politik çalışmanın böyle çizgi düzeyinde ısrarla yürütülmesi, gerçeğimizin hiçbir toplumsal, ulusal gerçekliğe benzememesi nedeniyledir. Kadın-aile kurtuluşu sorununa da yüksek bir teorik-ideolojik, siyasi yaklaşım göstermemizin nedeni bundan dolayıdır ve daha fazla kavrayış gücü geliştirmemizi gerekli kılmaktadır. Geneldeki yitiriliş, karanlıkta boğuluş bu alanda daha yoğun yaşanmaktadır. Dolayısıyla eğer aydınlatılmak ve çözüme gidilmek isteniyorsa, kavrayış gücünün yüksekliği ve pratik adımların ilkeli gelişmesi bu denli iç içe ve zorunlu biçimde bir devrim görevi olarak başarılmasını, bu sahanın da böyle ele alınmasını şart kılmaktadır. Bu nedenle çeşitli ülke pratiklerine bakıp “neden onlarda öyle değil de, bizde böyledir” biçiminde kendimizi yanlış anlayışlara kaptırmaya gerek yok. Mevcut somut koşullar anlayışı şartlandırır ve ilkeye işlerlik sağlar. Yapılan da budur.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.