Zerya Bagok’un günlüğünden

0

02.06.2015

“Masumiyetimle her şeye, mahkumiyetimle hiçbir şeye sahip olmak istemiyorum”

Hiçbir şeyle her şey arasında gidip geliyorum,anlam vermeye çalışıyorum arada da saçlarımı örüyordum. Elimi her saçlarıma attığımda bir boşluğa bir de saçlarıma takılıyordum tıpkı hiçbir şeyle her şey gibi… Sonunda hiçbir şeyden her şey olma yoluna girdim. Hiçlik gibi on sekiz yıl geçirmiştim. Koca bir boşluk, kuşların cıvıltısını bastıran ve başımızı ağrıtan tabak çanak sesleri gibi on sekiz yıl …

Peki ya her şey neydi? Uzun bir yoldur, belki de hakikat yoludur bu. Hakikat, yolunda gerekli her şeyi atalım bir çantaya ve çıkalım yola. Taşıyabilecek miyiz her şeyi sırtımızda? Terletecek sırtımızı. Yıllanacak her şey sırtımızda kamburumuz çıkacak belki. Ama yolun sonundaki Sahra’ya ulaşmak gibi umutla gideceksin fakat bitmeyecek, sonu gelmeyecek. Ama bu son umudunu kırmayacak. Çünkü ; çantanda sabır, aşk ve buna eşlik eden birçok şey var.

Hiçbir şeyden bir şey ; bir şeyden her şey olma yolunda hepimizin yolu açık olsun.

Şimdi kendini karşına alıp samimi ve tarafsız olma vakti…                                                                                            Korkuyor musun,kaçıyor musun eksikliğe düştüğünde? Hep karanlığın çökmesini mi bekleyeceksin kendini saklamak için? Böylece sadece bedenini saklayabilir misin? Ya zihinlerde bıraktığın yıkıntıya ne olacak? Eksikliklerini saklamak, kendine liberal yaklaşmak temeli sağlam olmayan bir inşa gibidir. O temelin üzerine saray bile inşa edersen temel kaldıramadı mı tüm görkem gider. Yerini toz bulutu ve moloz yığınına bırakır. Korkuların gururunun incinmesine yönelik olmasın, bırak bu gururu! Korkuların geleceğe dönük olsun. Örgütün verdiği emeğe karşı başarı  gösterememe korkusu olsun. Korkularının köküne in! Yaptığın eksiklikten sonra üstüne yoğunlaşmak yerine çevrendekiler ne der kaygısına giriyorsan acınası haldesindir. Çünkü hala toplumsal kaygı taşıyorsun. Daha da kötüsü geleneksel toplum kaygılarını örgüte taşıyorsundur. Katılımını sorgula o halde. Uyan ve unutma; sen örgüte yük olmaya değil, örgütün yükünü kaldırmaya geldin…

08.06.2015

Karanlıklar içinde boğulduğumu sanarken bir yol, bir ışık göründü sanki… Yoldaşlarımın meşaleleriyle, benim için aydınlattığı bir yol. O daralmışlıkdan, çaresizlikten nasıl çıkacağımı bilmezken bunu fark eden ışıklı gözler yine yaptılar yapacaklarını; yol oldular siyahtan beyaza götüren… Hani en beklenmedik anda (elin kolun bağlıymış gibi hissettiğin anlar) sana yaklaşan adımlar olur. Kurumuş otların gıcırtısını kulaklarına nakşeden yoldaşının emin adımlarıdır onlar. O yürüdükçe yüreğinde buz kütlelerine dönüşen donmuş anlam veremediğin şeyler,acılar bir bir çözülür, erir gider. Bunu “yoldaşın gücü” olarak yorumluyorum. Peki ya yoldaşın yanında değilse? İşte o zaman her şeye tanıklık etmiş bedenin kalıyor. Beyninde ise derinliklere itinayla işleye bildiysen eğer Önderlik kalıyor. O halde beynin ve hatıranda kalanlar yoldaşlık ediyor sana. Klavuzun oluyor sana Önderlik. Tıpkı yeni gittiğin bir şehirde noktana gidebilmen için bir pusula bir rehber gibi…

20.06.2015

Hayaliyle heyecan içine kapıldığımız resimler de  gördüğümüz kareleri burada yasamak ne büyük bir tutku bir şans…Demek istediğim o ki resimlerde kırmızının her tonunu barındıran bir ateş… Ve bir ahtapot misali kollarını çaydanlığın dört etrafına saran alevler, birde buna eşlik eden çaydanlıklar ,ayların yorgunluğuyla is tutmuş kararmış çaydanlıklar . O resimlere her baktığım da oradaki ateş yüreğimi ısıtıyordu. Şimdi ise buradayım ateş ise yüreğimi ısıtmakla yetinmiyor, tüm bedenimi ısıtıyor. Sadece beni değil, gökkuşağının her tonunun yeryüzünde ki temsiliyeti olan kadınları da  ısıtıyor.Haydı yoldaşım kalk doğrul  yerinden Kürdistan’ın çoğu yerini dolaşıp yorgun düşmüş akan bu suyu bir çaydanlık da dinlenmeye bırakalım. Ve bir avuç dem atalım üzerine. Oturalım karşıda ki kayaların üzerıne sohbetimize eşlik eden sıcacık çayla güneşi batıralım bugün yarının tekrar dogması üzerine…

12.11.2015

Şitla  Azadi ,her biji Di nav dile Kurda da diji.

Dağlarımıza karlar düşmeye başlamışken ,Kürdistan yanıyor.Mazlum’un ,Sema’nın ateşini bugün Amed ,Cizre,Van  devralıyor. Kar kitleleri eritir mi yüreklerdeki yangını. Uzun süredir süreçten kopuk yaşıyordum eğitimler nedeniyle simdi gelişmeleri ani anına takip ediyorum.Masum bir çocuğun babasının şahadeti ardından intikamını alacağım ,demesini hangi tarih yazacak ,kimlere ders  olarak okutulacak.

Umutluyum kişi şahsında toplum sonsuz bir roman olacak ..

YETER Kİ KARARMASIN KOCA YÜREK… KARANLIK DEDİĞİN KAĞIT PERDE… YETER Kİ SEN DİRENMESİNİ BİL…

13.11.2015

En buyuk sessizlikte  bile susmuyor yüreğim. Her gün ilk gün ki heyecanı ,merakı yaşamak istiyorum .Eskimemek gerekir  bu dağlarda ilk gün ki gibi taze kalmak üzere her gün yol almak.. Baharın  uçsuz bucaksız yeşilliğe, kışın ise ufuğu belirsiz karın temizliğine göz alışsa bile her kar tanesi bir hakikati temsil etmeli yüreğinde .Bazen de kar tanelerine eşlik eden sararmış yapraklar olmalı. Ben ise umut dolu olmalıyım . Öyle bir umut ki her sarının yeşereceği, günü iple , azimle, çeken bir umut…Sonra da bir kervansaray  kurmalıyım yüreğime. Her cansızlığı sararmışlığı ağırlayacak  kadar büyük olmalı bu kervansaray. Öyle ki her giren filizlenip canlanıp çıkmalı buradan.Ya da hiç çıkmamalı herkesi ağırlayacak kadar büyük olmalı demiştim. Cesaret gerekir buna.Cesaret ki her ruhtan bir evren oluşturabilen. Ve eğer bir gün şehit düşersem de her insanla bir sonsuzluğa giden…

Zerya Bagok

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.