PKK’de Yaşanan Bir Sevda Savaşıdır

0

Önder APO

Yaşama ve savaşa özgür kimlikle katılmayı başarmalısınız. “Kimliğime ve kişiliğime hakimim, parti ve kitle içinde girdiğim her ilişki devrime hizmet eder” noktasına gelmek gerekiyor. Unutmayın ki, yaklaşımlarınıza, özellikle de yakın dönemdeki yaklaşımlarınıza damgasını vuran şey basit kadın hafifliğidir. “Şu ilişkim oldu, şu dayatmayla karşılaştım” diyerek mutlaka bir kölelik bağlantısını dile getiriyorsunuz. Kendinizi sürekli dedikodu ve bozgunculukla uğraştırmışsınız. Artık buna son vermesiniz.

Geliştirmiş olduğumuz kapsamlı çözümlemelerden sonra, bütün ilişkilerinizin yaşam tarzımıza uygun, bütünüyle özgürlüğe götüren, bu konuda yalnız kendinizi değil erkeği de hizaya getiren ve düzelten bir tarzda olması gerektiği açıktır. Koca, eş, dost, sevgili, ne olursa olsun –bunlar geçmişte yaygınca yaşadığınız hususlar olduğu için belirtiyorum-, bu konularda artık kendinizi düzeltmelisiniz. Bunu da dedikoduya boğarak, bir bunalım meselesi haline getirerek değil, iyi bir özeleştiriyle kendini gözden geçirerek ve özellikle bu çözümlemelerin ışığında düzelterek yenilemelisiniz. Geçmişte kölelik ilişkilerinde bulundunuz diye kimse sizi suçlamıyor. Neden bu durumu böyle yaşadınız diye mahkûm da edilmiyorsunuz. Ama izlerini ve kalıntılarını her gün sorun yapıp bunalım ve dedikodu gerekçesi yapmak artık kabul görmüyor. İnanıyoruz ki, burada oluşturduğumuz ilişkiler ve geliştirdiğimiz yaşam düzeyi, kişiyi özlü olmaya ve özlü katılıma götürecek kadar güçlüdür.

Artık özgür tercih yapıyorsunuz. Kime nasıl yaklaşılır, ne konuşulur, ne tartışılır, ne sevilir, ne sevilmez, ne sayılır, ne sayılmaz, ne kabul edilir, ne kabul edilmez gibi hususları artık ayırt edebilecek düzeydesiniz. Kimi aldandığını, kimi kadınlığını unuttuğunu, kimi erkek gibi olduğunu, kimi köle gibi olduğunu, kimi tam kadınsı yaklaştığını söyleyerek, kimi “Bana şöyle yaklaştı, ben böyle yaklaştım” diyerek adeta eskiyi hortlatmak veya bizim özgür eylemimizi, bilinç ve iradeyle geliştirdiğimiz yaşamı bulandırmak istiyor. Çözümlemeler gösterdi ki, bütün bunlar anlamsız ve gereksizdir. Yine kadının özgür kimlik sahibi olabileceği, geleneksel, inkârcı ve yüzeysel olamayacağı, ilişkilerde eşit ve özgür bir birey olarak kendini konuşturabileceği, bunun hem mümkün hem de şart olduğu, parti yaşamının bunu emrettiği, kişiliğinizin de ancak bununla güç kazanabileceği ispatlandı.

Cinsiyete yaklaşımdan felsefi yaklaşıma, özgürlükle tanışmanızı nasıl yapacağınıza, yaşam tercihlerinizi nasıl geliştireceğinize kadar, hatta kendi bedeniniz üzerindeki hakimiyetinizden ruhunuzu açmaya, düşünce ve örgüt gücünüzü konuşturmaya kadar nasıl yaşamalı sorusuna artık kişiliğinizde bir cevap üretebildiğiniz ortaya çıktı. Eğer bu doğruysa, artık bunu da sağlamışsanız, kişiliğinizden kaynaklanabilecek ciddi bir olumsuzluğun olması mümkün değildir. Bu konuda dürüst ve özlüyseniz, bunalım, dedikodu, saplantı ve kölece uzlaşma asla vücut bulamaz. Belirtilenleri yapmazsanız ne olur? O zaman çözümlemelere rağmen bildiğinizi okumuş olursunuz; parti tarihimizde sıkça rastladığımız, çokça mahkûm ettiğimiz, eleştirdiğimiz ve yargıladığımız tiplerden birisi olursunuz. Yaşam prensiplerimizle oynarsanız sonuç budur. Çözümlemeleri dikkate almayanların nereye gittiğini, kendilerini geliştiremeyenlerin kendilerini nasıl mahvettiklerini iyi anlamak gerekir. “Yüzeysel kaldım, derinliğine işleyemedim” demekle kendinizi yüzeyselleştirirsiniz, kaybeder ve kaybettirirsiniz. Devrimin zor iş olduğu ve özgürlüğün zor kazanıldığı gerçeğine ters düşersiniz ki, bununla da kaybedersiniz.

Militan düzeyde artık şu gerçekleşmelidir: Bütün ilişkileriniz netleşmiş, bilinçli ve özgürlüğe hizmet eden, hatta kendini yücelten bir tarzda olmalıdır. Bu, duygularda ve sevgi olayında da vücut bulmalıdır. Yani neyin duygusu ve sevgisinin yüce olduğunu, hangi duygu veya güdünün düşürücü olduğunu artık anlamalısınız. Erkek ilişkilerinde sizi çaptan düşürecek yaklaşım nedir? Sizi örgütleştirecek özgürlük nedir? Bunları duygularınızı konuşturarak değil, özellikle bilinçle kavrayabilmelisiniz. Çünkü bu konularda ezilen veya kazanmak durumunda olan sizlersiniz. Bunun için hem ilke sahibi olmak, hem de pratikle kendi gelişiminizi sürdürmek zorundasınız. Erkek kendi egemenliğini ilişkilere dayatır, yaklaşımlarınız ve duygusallıklarınız buna fırsat sunar. Bunu boşa çıkarmanın veya kendinizi kabul ettirmenin yolu ilkeli, duygulara fazla yer vermeyen, kişiliğinizi kabul ettirici ve erkeği de dönüştürücü yaklaşımlardır. Hatta giderek nasıl bir erkek sorusuna cevap vermek durumundasınız.

Her zaman şunu belirttim: Parti ortamımızda ne hazır erkek, ne de hazır kadın bulunur. Kimse birbirini hazır kazanacağını sanmasın. Sizler savaşla kazanılıyorsunuz, ilişkiler savaşla kazanılıyor ve savaşla yürütülüyorsunuz. Partinin ilişkilerine ve imkânlarına ucuzca sahip çıkmak örgüt ağalığıdır. Yalnız kadınlara değil, gencecik birçok delikanlıya da bazılarının feodal ağa gibi kendilerini dayattıklarını biliyoruz. Biz bin bir emekle bu insanları çekeceğiz, partiye ve savaşa katacağız; siz onların sıradan bir eğitimini bile yapmadan ağalığı dayatacaksınız! Bu yaklaşımları kabul etmiyoruz, üzerlerine gidiyoruz, bunlara yükleniyoruz.

Bazıları kadına daha fazla ağalık yapmak, doğal sahipleriymiş gibi himayelerine almak, bunun için partiyi de kullanmak istiyorlar. Bunlara şiddetle karşı çıkmak gerekir. Böyle ağalara yer olmadığı gibi, himayecilere de gerek yoktur. Ama birçok komutan kendini böyle görüyor. Bunda kadınların veya delikanlıların suçu nedir? “Ben senin himayende ve ağalığında değilim, özgür bir savaşçıyım, özgür kimliğimle ve taleplerimle savaşıyorum. Sen komutan olabilirsin, ama sadece hizmet edersen bu kabul görür. En büyük komutan Parti Önderliğidir. O da en büyük hizmetin sahibidir ve hizmeti tarihsel olarak bellidir. Ona layık olursan seni komutan olarak kabul edebiliriz” denilmelidir. Genelde savaşçının, özelde de kadın kişiliğinin sergilemesi gereken tavır budur. Bu tavırları sergileme gücünü göstermelisiniz. “Yöneticiydi, komutandı, beni ezdi, korktum, beni himayesi altına aldı, alet etti, hatta bana dayatmalarda bulundu” diyerek kendinizi aldatmamalısınız. Karşınızdaki ben bile olsam, ortaya koymanız gereken tavır açıktır. Kaldı ki, özgür tartışıyoruz, özgür ilişkilerle yaklaşıyoruz, bir dayatma veya baskı altına alma söz konusu değildir. Bu, partimizin ilkelerine ve yaşamına terstir. Günlük ilişkilerde de her şey bilinçle ve özgür iradeyle ilerletiliyor. O hangi komutandır ki, seni bastırdı, etkisizleştirdi de sen boyun eğdin? Bu, Önderlik gerçeğine saygısızlık değil midir? Bunu kabul eden de, ettiren de en büyük saygısız değil midir? Dolayısıyla bu tip yaklaşımlara asla ne alet olmak, ne de çevrenizde buna fırsat vermek gerekir. Kararlıca karşı durup boşa çıkarmak esastır.

Özgürlük yaklaşımını esas aldığınızda, parti gerçeğine, yurtseverliğe ve onun savaş gerçekliğine bağlısınız ve gereklerini sonuna kadar yerine getiriyorsunuz demektir. Özgür yaklaşımın altyapısı budur. Daha da geliştirirseniz, erkeklerle ilişkiler -bunlar her türlü ilişkiler olabilir-, eğitim ve örgütlenmeyle birlikte eylem, onun da özgürce ifadesinin nasıl olması gerektiği açığa kavuşturulmuştur. Duygusal yaklaşımların da temeli ortaya konulmuştur. Bu gerçeğin içinde erkek kadının gerçeğine oldukça saygılı ve herkes temel gerçeklere bağlıdır. Bundan doğacak sonuç yüksek ve yüceltici bir duygu ve sevgi olayıdır. Bunun da dedikoduyla, bozgunculukla, birbirlerine kendini dayatmayla alakası yoktur. Tam tersine, sevgi ve ilgi olayını -insanlar yüksek ilgiyle birbirine bağlıdır- ters yorumlayıp bireysel amaçlar için kullanmak, kendine mal mülk etmek, “Bana bağlı olan erkek veya kızdır, onunla istediğimi yaparım, istersem çalışırım, istersem bunalırım, kendimi yere atarım, çalışmam” yaklaşımlarını sergilemek affedilmezdir; bunlar düşkün yaklaşımlardır. Hiçbir sevgi ve duygu ilişkisi böyle alçaltmaya götürmemelidir. Götürdüğünde ise buna sevgi ve duygu demeyeceğiz, alçakça güdüleri veya bireyciliği ve kaprisleri uğruna yürüttükleri bir tasfiyeciliktir diyeceğiz.

PKK‟de yaşanan büyük aşktır. Kürdistan‟da bir sevda savaşı yürütülüyor; binlerce yıllık umutlar ve tutkular hayat buluyor. Bu, en başta ülkemize, halkımıza, tarihimize, dağımıza ve taşımıza, kısaca her şeyimize sevdalı yaklaşmak demektir; insanımıza en büyük sevgi ve hasretle yaklaşmak demektir. Çünkü binlerce yıldır ayrılıklar yaşamıştır. Aynı zamanda kadın ile erkeğin de birbirlerine saygı ve sevgiyle yaklaşmaları demektir. Çünkü binlerce yıldır ilişkilerinde ihanet, düşkünlük ve alçaklık var, kaba cinsellikten öteye hiçbir düzey yoktur. Düşürülmüşlük ve eğitimsizlik var. Kadın korkunç bir yerde sürünüyor. Erkek, kadın için korkunç biçimde bitmiş, namus adına namussuzluk iliklerine kadar işlemiştir. Bunlar parçalanıyor, bunlar aşılıyor.

Sonuç, çok değerli bir yaklaşımdır; gerçek sevgi ve gerçek saygıdır; eğer gücünüz varsa, aşk yolunda ilerlemektir. İşin bilimsel özü budur. Bununla oynamanın, ters yüz etmenin, “Dayanamadım, çözemedim, bunaldım” deyip kendini aldatmanın gereği olmadığı gibi, özellikle ordulaşmada bu tip hafifliklere girmek insanın hayatına mal olabilir. Sevgilerin ve bundan kaynaklanabilecek yaklaşımların böyle gözden ve çaptan düşürülmesi devrimci açıdan ahlâksızlıktır. Gelenekleri, inkârcılığı ve yüzeyselliği konuşturmak, bunları hem ahlâki açıdan hem devrimcilik açısından ordulaşmaya yansıtmak tüzük gereği kesinlikle suçtur ve yargılanmaya götürür. Kaldı ki bu gereksizdir, çünkü yüceltici hiçbir yanı yoktur.

Benim sevgim savaşı geliştirenedir; örgütü, vatanseverliği ve özgürlüğü geliştirenedir. Ne diye beni örgütten ve savaştan uzaklaştıracak olanı seveyim, ne diye ona ilgi göstereyim ve değer vereyim? İster eski kocalarınız, ister yeni takıntılarınız olsun, kim olursa olsun, gözümüzün içi de olsa çıkarıp atmalıyız. Kim olursa olsun, savaşa, örgütlenmeye ve partiye hizmet etmeyeni -bir bütün olarak temel değerlerimiz var- bir çırpıda atabilmeliyiz. Şu ilke egemen olmalıdır: Biz yaşamımızı mutlak olarak devrimin emrine vermişiz. Yaşamımız, tutkumuz, heyecanımız ve coşkumuz devrimdir, devrimi geliştirmedir. Bu da bizim yaşamımızdır,

Sanıyorum bunu da epey kavrıyorsunuz. Dolayısıyla günlük ilişkilere ve yaşama yansıtmakta fazla zorluk çekmezsiniz. Biraz zorlanabilirsiniz, ama zorlanalım, bunun için düşünelim, tartışalım ve ilişkilerimizi ilkeli, yüceltici ve ilerletici kılalım. Eski ve yeni ilişkileri gözden geçirin, eksiklik ve yanlışlık varsa düzeltin; onun yerine örgütlenmeye götüren, vatana götüren, hatta insanlığa götüren sağlam bir özellik kazanın. O zaman sevdiklerimiz bize engel olamaz ve bireycilikle bizi bağlayamazlar. Tam tersine, en sevilenler birbirlerini yüceltmek, yaşamını kolaylaştırmak ve yaşanılır kılmakla sorumludurlar.

Kendi gerçeğime tekrar değinirsem, bana duyulan her türlü sevgi yücelten sevgidir; insanlarımızı ayağa kaldıran, örgütleyen ve savaştıran sevgidir. Bu temelde insan onuru ayağa kalkar ve savaştırır. Eğer sizler de bu temelde örgüt ve Önderlik gerçeğine bağlıysanız ve tartışmasız bağlı olmayı bilirseniz, bütün ilişkileriniz, size gösterilen ve sizin gösterdiğiniz ilgiler, sevgiler, heyecanlar ve tutkular hem yüksek olmalı, hem de savaşa, vatanseverliğe, partileşmeye, halkın özgürlüğüne ve kendi özgürlüğünüze ve onurunuza bir çağrı olmalıdır. Bunun altına ezilmemeye ve düşmemeye büyük özen göstermeli; daha fazla gelişmek için de her şeyinizi ortaya koymalısınız. Bilinç kazanmak kadar bir pratiğin de sahibi olmalısınız. Ekmek ve su kadar size gerekli olan, ilişkilerde ve yaşamda böyle bir tarzı tutturmaktır.

Uzun yıllardır varolan ilişki tarzının sizi düşürdüğünü, hatta tanınmaz hale getirdiğini biliyoruz. Ancak böylesine yüceltici bir çabayla ilişkileri ve yaşamı kazanabileceğinizi bir an bile göz ardı etmeyin. Önderlik gerçeğini de büyük bir silah olarak kullanarak yücelmeyi ve dolayısıyla başarıyı sağlayın.

Önder Abdullah Öcalan

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.