Yaşam ve kadın bilimi olarak JINEOLOJİ – 2. Bölüm

0

‘Jineolojiye Giriş’ kitabından

Bilim Olarak Jineoloji Neden Gerekli?

Tarihte açığa çıkan bütün buluşlar ve bu buluşlara dönük isimlendirme yada kavramsallaştırmalar mevcut araştırmaların yaşamdaki yoksunluğundan yada zıddının varlığından doğmuştur.
Mesela; Neolitik toplumda özgürlük en saf en doğal haliyle yaşanırken özgürlüğe dair herhangi bir kavramsallaştırma gerçekleşmemiştir. Köleci zihniyetin açığa çıkışı ve özgürlüksel değerlerin yitiminin başlamasıyla birlikte “amargi” (sümerce’de ana’ya dönüş) sözcüğü açığa çıkmıştır.

Günümüzde bizleri de jineolojiyi bilimselleştirmeye, kadını-yaşamı araştırma-inceleme ve eleştirilerle alternatifini yaratmaya yöneltende tam böylesi bir değer yitiminden kaynaklanmıştır.
Kadının ve yaşamın yiten değerini tekrardan sağlamak bunun için jineolojinin temel konusu olmuştur. Ayak tırnağından, saç rengine kadar tüm tarihteki egemenlerin biçim verme çabasında olduğu, bunun için musakkadinler açtığı, kiliseler kurduğu, haremler donattığı,okullar açtığı kadın kapitalist moderniteyle birlikte tüm zamanların özünden en çok çıkarılmışlığını yaşamaktadır.
Tam da kadının toplumdaki değiştirip-dönüştürücü etkisi ve en çok ezilen sınıf olmasından kaynaklı, kadının tekrardan amargi’ye ulaşması gerekmektedir. Bunu yapabilmek için özgür kadın kimliğine ulaşabilmek zorunludur. Toplumsal özgürlüğü sağlayabilmek ancak kadının özgürlüğünü sağlayabilmek ile mümkün olacaktır. Bu anlamda kadını tarihsel, felsefik, demografik, ailesel boyutlarıyla detaylı olarak incelemek ancak bir bilim konusu olabilecektir.

Diğer bir boyutuyla bilimler, insanlığa hizmet etmekten çok mevcut tekel sistemlerine hizmet amacıyla kullanılmaktadır. Doğal olarak doğruluğundan en az şüphenilen alan olarak bilim, kullanılan çevrelerce kendini meşru kılmanın ya da hizmet ettiği sistemin güçlü kılınmasının zeminini oluşturmakta tereddüt etmemektedir. Hayli ilginç olan bir nokta, gelişen bilim-tekniğe rağmen halen ilköğretim tarih anlatımlarında neolitiğin sadece maddi yönlerinin vurgulanması, yaşayış biçimlerinin ele alınmamasıdır! Zihinsel boyutları kadının, erkeğin dönemsel konuları ele alınıp irdelenmemiştir, irdelenmez de! Sanki kadın öncülüğünde bir dönem hiç yaşanmamış gibi davranılır. Çünkü bu durumdan bahsedilmesi günümüz egemen zihniyetine hizmet etmeyecek, aksine zihinlerde ‘’acabalar’’ oluşturacaktır.

Bilimdeki yanlı tutumlar sadece tarih ile de sınırlı değildir. Tıp’ta bugün kadın erkek üzerine yapılan hemen hemen tüm araştırmalar, erkeğin kadından fiziksel üstünlüklerini bir kez de bilimsel söylemlerle kesinleştirmenin aracı haline gelmiş, getirilmiştir. Biyoloji ve fizyoloji ile bu üstünlük kanıtlama çabaları desteklenmiştir. Fizyoloji gelişkin bir bilim dalı olmasına karşın, dilsel oluşumlarda toplumsal cinsiyetin rolü üzerine herhangi bir araştırma yapmamıştır. Aksine mevcut cinsiyetçi söylemleri daha da görünür kılarak günlük literatürlerimizde tutmanın hatta araştırmalarla bunu geliştirmenin aracı olmuştur. Cinsiyetçi, toplumsal cinsiyeti barındıran söylemlerin dillerden ayıklanabilmesi adına herhangi bir çalışma yürütmemiştir. Dile getiriş biçimlerimiz kuşkusuz mevcut, toplumsal zihniyet yapılanmalarımızdan bağımsız olmadığı gibi zihinsel biçimlenmelerimiz de toplumsal dile getiriş biçimlerimizden ayrıksı değildir.

Bu temelde jineolojinin ilgilenmesi gereken bir bilim dalı olarak filoloji de büyük önem arz etmektedir. Toplumsal dönüşümlerde yaratılması gereken ilk değişimlerden biri de; kadına dönük çoğu zaman toplumsal cinsiyet rollerini besleyen aşağılayıcı, gerici zihinsel yansımalı dilsel biçimlerimiz olmaktadır. Jineolojiyle birlikte tekrardan ele alınıp değerlendirilmesi gereken bir konu da kadınsı, yapıcı, toparlayıcı bir dil ve üslubu yaratabilmek olmalıdır.
Şimdiye kadar geliştirilmiş olan bilimsel çalışmalar hakikat arayışına hizmet etmek yerine mevcut sistemlerin gerçeklerine (!) hizmet etmişlerdir. Bu boyutuyla aslında jineoloji bilime dönük yeni bakış açısı yaratmak, mevcut sezgiselliği ve özgür iradeli oluşumları, yadsıyan pozitivist, kaba bilimselliği aşarak yeni bir alternatif olma iddiasındadır. Zaten jineolojinin salt cins olarak kadının bilimi olarak değil, aynı zamanda kadın-toplum ilişkisinden kaynaklı yaşam bilimi olarak da adlandırmamızın temel nedeni de bilim dallarının parçalılığından öte bütünlüğü esas almasıdır.

Felsefe;

Felsefe, bilgi-bilme sevgisi olarak tanımlanır. Bilmeler aynı zamanda ‘oluşum anları’dır. Oluşumlar yaratabilmenin temel esası bilmeleri yaratabilmektir. Bu boyutuyla felsefe; yaşamsal oluşumlar yaratma yolundaki bilmelerimizin kaynağıdır.
Bilme biçimlerimiz ve içerikleri çokça tekil gibi görünse de özünde toplumsallaşan sonuçlar doğurmaktadır. Ortaklaşan ve farklılaşan düşünce biçimlerimiz ortaklaşan ya da farklılaşan yaşam biçimlerimizi oluşturmaktadır. Bu anlamda yaşam felsefelerimiz, hakikate dair yaşayıp yaşamamızın kabul ve red ölçülerini de oluşturmaktadır. Dolayısıyla bir toplumun yaşayış biçiminde değişiklikler yaratılmak isteniyorsa öncelikli olarak yapılması gereken, yaşam felsefesini değişime uğratmaktır.
Nitekim tarih boyunca yaşayan filozoflar da yaşamsal-toplumsal değişimlere neden olmuş, ortaya attıkları düşüncelerle topluma fikir kazandırmışlardır. Fakat ne yazık ki tarihte önemli yer tutan filozoflar genellikle erkektirler ve yine ne yazık ki genellikle kadın düşmanıdırlar. Tarihte en çok bilinen filozoflar kadına dair gözlem ve açıklamalarında taraflı olduklarını ortaya koymuşlardır.
Platon ve Aristoteles’in özgür bir kadın tanımlaması ihtiyacı dahi duymayarak ‘’kadın eksik erkektir’’ belirlemelerine yönelmelerinin temel nedeni; esas, tam ve doğru nokta olarak ‘erkeği’ görmelerinden ileri gelmektedir. Bu boyutuyla aslında insanlığı erkekliğe indirgeyen bir görüşün sahibidirler. Her zaman toplumun verdikleriyle yetinmeyen, farklı düşünebilme yetisi olan kesim, sisteme muhalif olma iddiasında olan olarak bilinen filozoflar, kadın konusunda aynı düzeyde bir muhalefeti geliştirememiş hatta mevcut patriarkal sistemi, söylemleri ve bakış açılarıyla besleyecek konumda olmuşlardır.  Sıkça içkin bilişlere dem vurulurken adından bahsedilen Sokrates, tüm bilmelerin özüne ‘’kendini bil’’meyi yerleştirir. Bu boyutuyla bilmeye ve hakikat arayışçılığına vurgu yaparken bilmelerin öznesi olarak insanın özünün, diyalektiksel bağlarla kadının özünün bilinmesi gerektiği noktasında herhangi bir sağlam düşünce temeli ortaya atmamıştır! Tarihte adından çokça bahsedilen filozoflar kadına dönük doğru bir perspektif yakalayamamışlardır. Hatta ve hatta tarih içerisinde toplumun var olan kadın bakış açısında değişimi yaratmak, farklı bir perspektifle bakmak isteyenler de ‘’cadı’’lar olarak lanetlenmiş, ‘’cadı avları’’adı altında katledilmişlerdir. Yani var olan patriarkal sistemin bir yönüyle ideolojik alt yapısı eril felsefeyle desteklenirken diğer yönüyle ‘’kaba zor’’ boyutuyla var olan düşünce kalıplarının dışına çıkmış olmanın cezasız kalmayacağı mesajı verilirken iktidar pekiştirilmiştir. Bu boyutuyla sistemsel oluşum; hem ideolojik hem de savunma gücüyle sağlama alınmıştır.
Feminist akımın Fransız Devrimi’nden sonralarına denk gelen bir zaman diliminde çıkış yakaladığı biliniyor. Feminist akımların ortaya çıkışına değin tarihte kadın filozofların adından bahsedilmiyor olması, felsefe tarihinde esas itibariyle hakikate dair olmaktan öte patriarkiye göre olduğunun başkaca bir yönü olmaktadır. Kendini bilme arayışı olarak da tanımlayabileceğimiz felsefenin varolan klasik, arayışçısı olunmadan sunulan bilmelerin tekrardan hakikatle özsel buluşmaları yaratıp yaratamayacağının araştırılması, tartışılması, tarihin derinliklerinde kaybolmuş ‘’bilge cadıların’’ tarihin derinliklerinden çıkartılması, yaşam ile en derin bağlılığı yaşayan kadının perspektifiyle tekrardan ele alınıp değerlendirmeye muhtaç bir konudur. Bu boyutuyla toplumsal yaşantılarımızda niteliksel sıçrayışları yaratmayı amaçlayan jineolojinin tekrardan ele alınıp daha objektif koşullarda hakikate uygun, toplumsallığı güçlendirmeyi amaçlayan yaşam felsefesi yaratmak temel konularındandır.

Ekonomi; kelimesi bilindiği gibi Yunancadan gelen bir kelime olup özü oikas-nomas  yani ev yasası anlamına gelmektedir.
Esas anlamı ve içeriği bakımından kapitalist modernite eliyle farklı bir biçim kazandırılmak için yoğun çaba harcanılmış ve içi boşaltılmıştır. Salt sermaye-para kavramını çağrıştıran bir olguya dönüşmüştür. Patriarkal sistemin en korkusuzca sırtını dayadığı, kendini üzerinden var ettiği alan olmuştur.Özü itibariyle ev yasası, ev içi yasası olarak anlam biçilmiştir. Ev içi yasası yaşamak için mevcut koşulların sağlanmasını, toplumsal kural ve disiplinlerin oluşmasını ifade eder ki bunlar da esas olarak kadının alanıdır.Sermaye ve sermaye kökenli emeğin sömürüsüne dayalı endüstriyalizm aracılığıyla büyütülmeye, geliştirilmeye ‘’çalışılan’’ ekonomi sadece arz talep doğrultusunda tüketime dönüştürülmüştür. Emeğin, doğanın değerleriyle tüketimiyle üretilenler yine bu sistemin zihinsel ve fiziksel boyutlarıyla devamlılığını sağlayabilmek için yeniden üretim alanları olmuşlardır. Hiçbir üretime dayanmasa da paradan paranın sağlanması dünya sistemleri açısından en ciddi ekonomi kaynağını oluştururken, ekonominin özüyle yaşadığı en büyük handikaptır. Geliştirilen ekonomi politikaları temel çelişkiyi iç içe yaşarken, yaşanan bu çelişkilerin toplumun doğasına aykırı olarak sınıflaşmayı da beraberinde getirmiştir. Ucuz iş gücüyle çalıştırılan kesimin ürettiği sermaye yığınları, yine sermaye üretimi sağlayarak devinimini sağlamıştır. Bugün patriarkal sistemin en incelikli ve en uzmanca yürütülmesini sağlayan kapitalist sistem, esas gücünü ekonomi politikasından almaktadır. Toplumsal yozlaşmanın en derinden yaşandığı alan olan ekonomi, insanın özüne en çok yabancılaştığı en çok artı ürünü, dolayısıyla tahakkümü ortaya çıkarttığı alan olmuş olup temel yaratımı olan bireyciliğin, bencilliğin en çok geliştiği-geliştirildiği ve yaygınlaştırıldığı alan olmuştur. Bireycilik ve benciliğin gelişimi toplumsallığın yok oluşunu beraberinde getirir.
Yasalar, kurallar ve disiplinler oluşturmak toplumsallığın yürekliliği için gereklidir. Anlam itibariyle toplumsallığın varlığını ifade eden ev yasası özünden çokça uzaklaşmış ve toplumsallığın dağıtım zemini haline gelmiş, getirilmiştir.

Bu bağlamda toplumsallığın tekrardan inşası, yaşama koşullarının başka koşulları yaşatmama veya tahakküm altına alma şartlarına bağlanmaksızın devam ettirebilmesi, emeğin metalaştırıldığı sistemin açığa çıkartılabilmesi için ekonominin tekrardan esas anlamına kavuşturulması gerekmektedir.

Jineolojinin temel hedeflerinden biri de; doğru bir ekonomi tanımının tekrardan yapılması ve bu tanım doğrultusunda bir politika olan ekonominin tekrardan sağlam temellere oturtulması olmalıdır.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.