Yaşam ve kadın bilimi olarak JINEOLOJİ – 1. Bölüm

0

‘Jineolojiye Giriş’ kitabından

Giriş:

Kürdistan devriminin adım adım tüm parçalarda demokratik ulaşmaya doğru evrimleşmeyi yaşadığı böylesi bir süreçte, kadına dair tartışmaları derinleştirmek ve olacaksa bir özgürlük ve demokratik kurtuluş, kadın perspektifiyle bunu örmek hayati önem taşımaktadır. Şimdiye kadar gelişen ”sosyalist devrim”lerdeki gibi kadın sorunu ”tali” ”sonradan da çözülebilir” düzeyinde 2.planda görmek, gerçekleştirilecek devrimin zihinsel boyutunu eksik ve yanılgılı kılacaktır.”Sosyalist devrimler’’e yönelttiğimiz en büyük eleştiri; erkek egemen zihniyetin kurnaz, incelikli yaratımı olan kapitalizmin yedeğine düşmüş olmasıdır. Dolayısıyla, yaratmak istediğimiz devrimlerde mücadele amacımız iktidarı, üretim araçlarını ele geçirmek olmayıp erkek iktidarını alaşağı edecek sistemler yaratabilmektir. Bunu yapabilmek için de temel başlangıç noktası olarak kadın perspektifli bir yaşamı örmenin, erkek egemenlikli sistemin yarattığı zincirleri kırmanın yol ve yöntemleri incelenip tartışılmalıdır. Gerçek anlamda sisteme alternatif olabilecek sosyalist devrimler ancak bu boyutuyla gerçekleşebilecektir.
Yaşanan ”sosyalist devrim”ler en büyük çelişkilerini özlerine en başından itibaren ters düşen perspektifsel, stratejik yanlışlarla yaşamışlardır. Bin yıllarca emekleriyle, yarattıkları değerlerle, buluşlarla ”sosyalite”yi yaratan kadınların egemen zihniyetle yaşadıkları sorunların çözümü, iktidarın ele geçirilmesinden sonraya bırakmışlardır. Bu durum daha en başından gerçekleştirilecek devrimin, özünden saptırılmış olmasını beraberinde getirmiştir. Nitekim sonuç olarak da kadın etik ve estetiğinden uzak, reddettiği ideolojiyle benzeşen bir pratik de açığa çıkmıştır. Var olan mücadele en basit düzeyiyle iktidarın üretim araçlarının el değiştirmesine indirgenerek esas sorunun, erkek yaratımı iktidarın kendisi olduğunun görülmesinin önüne engel olmuştur. Bu noktada kadın sorununu toplumsal bir sorun olmaktan öte salt bir cins sorunu olarak görme eğilimi, kadına stratejik bir rolden öte taktiksel bir rol atfederek gerçekleşen devrimin başarısız olmasının temel nedeni olmuştur.
Başta Kürdistan, sonrasında Ortadoğu ve Dünya devrimlerini yaratmaya dönük güçlü iddialarımızın olduğu bir süreçte, tarihten edindiğimiz tecrübeler ışığında yürüyerek kadına toplumu değiştirip – dönüştürmedeki esas değerini vererek ”Özgür kadın ve toplumu” yaratabilmek için jineoloji tartışmalarının derinleştirilip açığa çıkacak sonuçların pratikleştirilmesini stratejik, hayati önemde buluyoruz. Bu temelde; jineolojinin henüz çok yeni bir bilim dalı olmasını ve tartışmaların henüz sonuçlanmamış olmasını da göz önünde bulundurarak temel hatlarıyla jineolojiye dönük zihinlerde bir oluşum yaratabilmeyi hedefliyor ve umuyoruz.

Jineoloji Nedir? Neden Jineoloji?

Jin; kelime olarak ‘kadın’, jîn; ‘yaşam’ anlamına gelmektedir,-loji eki ise ‘bilim’ anlamı vermektedir. Jineoloji kelime anlamı olarak kadın-yaşam bilimi anlamına gelmektedir. Literatürümüze daha çok Bilge’nin ‘Özgürlük Sosyolojisi’ adlı savunmasıyla birlikte girmiş olup, bir bilim olarak içeriğinin neler olabileceği ya da neler olması gerektiğine dönük çeşitli çevrelerce tartışmaları devam ettirilmektedir.

Kelime olarak jin ve jîn kelimelerinin benzerliği, içeriksel olarak da ayrılamayacak bir bağlılığı göstermektedir. Şimdiye değin açığa çıkan tüm arkeolojik çalışmalarda; toplumsallaşmayı yaratan temel öğenin kadın olduğu açığa çıkmıştır. Toplumsallaşmayı ilk yaratan olay anne-çocuk ilişkisi olmuştur. Tarih boyunca en yoğun buluşların gerçekleştiği neolitik dönem insan yaşamında niteliksel sıçrayışlar yaratmıştır.

Kadının doğa ve yaşamla olan doğrudan bağı, yaşamın devamını sağlayan yaşamsal-duygusal zekası çokça gözlem yapmasına neden olmuştur. Bu gözlemleri bir boyutuyla yeni buluşları(bilimi), şifacılığı geliştirirken diğer boyutuyla yaşamı devam ettirebilmek için koyduğu yaşamsal kuralları, disiplinleri oluşturmuştur. Gerçekleştirdiği bütün buluşlar ve yaşama dair koyduğu bütün kuralları(tabuları) toplumsal yaşamın devamlılığı, güvenliği için koymuştur. Elde edilen hiçbir bilgi, açığa çıkartılan hiçbir bilimsel buluş tekele ya da iktidarlaşmaya hizmet etmesi için kullanılmamıştır. Bütün bilimlerin yaratıcısı olmasına rağmen kadının bugünkü bilimdışı kalmışlığı oldukça düşündürücüdür.

Bugün kahkaha atmanın nedenlerini dahi araştıran bir bilim dalı varken, kadın gibi toplumsallığı sorunsallığa dönüştürülmüş bir varlığın bilimsel araştırma-inceleme konusu yapılmamış olması tuhaftır. Kadına dair oluşturulmuş tek bilim dalı jinekolojidir. Jinekoloji de diğer tüm pozitivist bilim dalları gibi kadını kadavrasal parçalar halinde inceler. Temel alanı kadın hastalıklarıdır. Daha çok üreme organlarıyla ilintili hastalıkları inceler. Üremeyi de toplumsallıktan ayrıştırarak bireysel bir tercih, bireysel bir olay olarak sadece fiziki boyutlarıyla ele alır. Oysa üreme bireysel olduğu kadar toplumsal bir oluşum anıdır da! Toplumsal, sosyolojik, psikolojik, demografik üreme gerçeklikleri gözardı edilerek üremeyi tek başına ele almak, kadını salt fiziksel anlamda doğurganlığı olan bir cins olarak görmekle ilintili bir durumdur ki; bugün açığa çıkan kadın gerçekliğinin bu bakış açısı ile doğrudan bağlantısı vardır. Oysa üreme tek başına fiziksel bir oluşum değildir. Hatta sadece insani bir olay da değildir. Ekolojiyle yakından ilişkisi bulunan bir gerçekleşmedir. Artan nüfus, artan çevre kirliliği, tükenen doğal kaynaklar anlamını da taşımaktadır. Dolayısı ile bireysel tercihler olmaktan öte toplumu ilgilendiren sonuçlarından doğanın da zarar görebileceği olaylardır. Bu boyutuyla üreme; salt fiziken ya da hastalıksal olarak kadını inceleyen bilim dalı olan jinekoloji, üremeyi araştırmada ve toplumsal düzeyde anlam vermede yetersiz kalacaktır. Kadını bütünlüklü bir incelemeye tabi tutmaktan öte duygu-düşünce, doğa-toplum dengesinden kopartarak inceleme çabasındadır ki bu, kadını açıklayabilmek için oldukça yetersizdir.

Kadının binlerce yıllık yaratıcılığının, toplumdaki “kadın” olmaktan kaynaklı yaşadığı tüm rahatsızlıklarının, yaşam standartlarının kadının duygu-düşünce dünyasında yarattığı olumsuzlukların, kadının ikinci cins haline getirilmesi ile oluşan olumsuzlukların ve “kadına dair daha iyi bir yaşam nasıl yaratılır?”ın gözardı edilerek kadına dair araştırılıp, incelenebilecek tek konu olarak hastalıklarının bilime konu edilmiş olması da bir bilim olarak jinekoloji açısından eleştiri konusudur. Kadının gelişkin duygusal zekasının toplumu bütünleştirmedeki rolü, yaratıcı-gözlemci zekasının bilim konusu yapılmamış olması, kadını hastalıklı bir cins olarak göstermenin bilimsel yoludur da aslında. Bu anlamda kadına dair salt bir yönü -ki o da fiziksel bir yönü açıklamak için oluşturulan bilim dalı jinekoloji- kadını bir bütün tanımlayamamaktadır. Bu anlamda bütünlükten yoksun kalan çeşitli düzenlemelerle birlikte, konusu jineolojinin sadece konusu olabilecek bir içerik taşımaktadır. Daha bütünlüklü ele alış biçimleri daha bütünlüklü pratikleştirmeyi de doğuracaktır.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.