Ailecilik Özgür İlkeler Temelinde Çözülmelidir

0

 

Aileciliğin özelliklerini aşacaksınız. Aile kurumunu, aileye dayalı duygularınızı, sevgilerinizi, etkilenmelerinizi daraltacak ve aşacaksınız. Aile hukuku ile sınırlı hukuku terk edeceksiniz. Ailecilik anlayışı ile sınırlı anlayışları terk edeceksiniz…

Rêber APO

Doğruya güç getirilecek mi? Bu, özgürlük derecesiyle, bizdekilerin ne kadar özgür veya ne kadar devrimci militan olmasıyla mümkündür. Eğer biz bu sonuçlara ulaşmışsak, bu da bizim devrimciliğimizle mümkündür. Soruna bu kadar kafa yoruyorsak, bizi buna devrimci oluşumuz zorluyor. Aile ve cinsellik duvarlarıyla karşılaştık, dolayısıyla çözüm kendini dayattıkça dayattı. Parti Önderisin çözüm olacaksın, başka türlü bunun altından kalkamazsın. Zorlanıyorum, otoritem güçlendi, ben de bir hanedan kurarım, önderlik esprisine ters düşerim gibi ucuz yaklaşımlarla durumu kurtarmak mümkün değil. Bu da bizi zayıf düşürür. “İnkar ederim” demek de insanı devrim gibi, yaşam ile sıkı sıkıya bağlantılı bir sürecin gerisine düşürür. Bu nedenle derinliğine çözümü, anlayışta ve mümkünse adımlarında tutturacaksın. Bu temelde yaklaşıyoruz.

Bu konuya ilişkin anlayışımız ne olmalıdır? Birincisi; aileciliğe karşı bir pozisyon almak gerekiyor. Aileciliğin özelliklerini aşacaksınız. Aile kurumunu, aileye dayalı duygularınızı, sevgilerinizi, etkilenmelerinizi daraltacak ve aşacaksınız. Aile hukuku ile sınırlı hukuku terk edeceksiniz. Ailecilik anlayışı ile sınırlı anlayışları terk edeceksiniz. Alışkanlıkları ve özlemleri terk edin. Aileden kaçışı da bir kurtuluş olarak görmeyin; aşılması ayrıdır, kaçış ayrıdır. Bu boyutuyla soruna yaklaşım gösterin. Şunu da unutmayın ki, bu kurum kendi başına değil, düşmanın özenle ele alıp size karşı diktiği, işlediği özel bir kurumdur ve tarihi temelleri çok güçlüdür. Kendiliğinden bu duruma gelmemiştir. Bu kurum Kürdistan’da ayakta kalan tek kurumdur. Fakat başa bela bir kurumdur. Toplumsallığın, ulusallığın ve insanlığın hukuken gelişmesi önünde en büyük engeldir. Bu sorun ancak sistemli bir militanlaşmayla aşılabilir. Bunun dışında bir yol düşünülemez.

İkincisi, birincisine bağlı olarak kadın-erkek ilişkisini, çevreden edinmiş olduğunuz aileciliğin ve devletin kültür yaşamının bir sonucu olarak size dayatılan ilişki tarzını da aşacaksınız. Cinsler arası ilişkilere bu çerçeveden bakacaksınız. Cinselliğe, cinsler arası ilişkiye biçilen değeri, ne sinema, ne televizyon kültürüyle, ne devlet kutsamasıyla, ne de ailenin ahlaki tutumuyla eş göreceksiniz. Mevcut cinsler arası ilişki üslubunun, ilkelerinin sömürüyle, devletle, gerici otoriteyle ve faşizmle bağını görmeye çalışacaksınız. Özellikle kadına yönelik mevcut yaklaşımın faşizme, baskı ve otoriteye hizmet ettiğini, kişiyi çarpıklaştırdığını, yabancılaştırdığını göreceksiniz. Bu, yalnız erkek açısından değil, iki tarafın da bunu biraz görmeleri gerektiği çok açık. Mevcut alanın olumsuzluklarla yüklü olduğunu, tutuculaştırdığını, edilgenleştirdiğini, fiziki ve manevi güçten düşürdüğünü göreceksiniz. Sürekli olarak cinsellik peşinde koşanlar, maddi ve manevi olarak güçten düşerler. Bunu böyle görüp tavır alacaksınız. Dine, müminlere uygun yaklaşımların da çare olmadığını, inkarın da çözüm olmadığını, yaşamın kuralına aykırılık olduğunu, bunun da diğer bir sapkınlığa yol açabileceğini göreceksiniz.

Üçüncüsü, acaba bu ilişkiye doğal veya doğru yaklaşımı başarabilecek miyim? Bu gücüm var mı? Yüzyıllardan beri ve özellikle de kurulu egemen düzen dahilinde bu kadar yabancılaşmaya uğramış, terslik üstüne terslik, yalan üstüne yalan ile bezenmiş bir ilişkide, ben doğruyu nasıl bulacağım? Bunlar temelinde kendinizi sorgulayacaksınız. Çözümün kolay olmayacağına inanacaksınız. Çözümün, bir felsefe problemi veya bir siyasi problemi çözmek kadar zor olduğuna inanacaksınız, bileceksiniz. Kolay çözüm yok. Sorun iki kişinin anlaşması sorunu da değildir. Bu sorun, devrim koşullarında daha da ağırdır. “Birbirimizi beğendik, buluştuk” biçiminde yaklaşırsak, felaketli bir yolu tercih etmiş oluruz. Böyle yüzeysel bir çözüm, en az diğerleri kadar tehlikeli sonuçlarla sizi yüz yüze getirebilir. Sorun basit bir sempati, birbirini anlama, kavrama sorunu değildir. Hele hele iki kişinin sorunu hiç değildir. Çok ciddi siyasi sorun olduğu kadar, başlı başına bir savaş sorunudur da. Belki bir çoğu “Çok abartıyorsun, iki kişi anlaştı, sevişti, birleşti” diyecek, ama bizim ortamımızda yaşam, bunun böyle olmadığını gösteriyor. Kurulu ailelerde durumun böyle olmadığı anlaşılıyor. Adeta sorun dev gibi ve parti içindeki deneyimler de bunun böyle olmadığını ortaya koyuyor. Çünkü kaynağı derinse, tarihe gömülüyse ve bir de ona aldanma, gaflet diz boyuysa bu, başka bir sonuç vermez. Ve böylece sen yüzyılların kurbanı oldun demektir. Nitekim bizde böyle yapılan şeyler, iyi niyetlerin kurbanı olma biçimindedir.

Dördüncüsü, gerçek bir çözüm üzerinde arayışlarınız olmalı. İşte bu açıdan da bilinçlenme önemlidir. Konu hakkında bilinç kazanacaksınız. Konunun tarihi temelini, güncellikle bağlantısını, konuya yaklaşımda bahsettiğimiz üç olumsuz yaklaşımın varlığını bilecek ve bunların tamamen farkında olacaksınız. Fark ettikten sonra, genelde geliştirilmesi gereken ilişki biçimleri, cinsler arası ilişki biçimleri acaba hangi ahlaki, felsefi ve toplumsal düzenleniş ilkesine bağlanmalıdır biçiminde bir yaklaşımınız olmalıdır. Bunlara felsefi yaklaşımınız nedir? Erkek kadını, kadın erkeği nasıl görüyor? Dişiliği ve erkekliği nasıl görüyorsunuz? Bu konuda nasıl bir ahlaki tutumunuz var? Bu konudan kaynaklanan ahlaki tavır, yani kişilerin birbirine yaklaşım tarzlarını ifade eden çok sert mi, yumuşak mı, ikiyüzlü mü gibi kategoriler, ahlaki kategorilere girer. Kadın, erkek karşısında ahlaki bir pozisyon tutturmak için ilginç hallere giriyor. Yine erkek de ona benzer ahlaki birçok tutuma sahiptir. Bu tutumların eleştirisi yapılmıştır.

O halde ahlaki tutum ne olabilir? Yaklaşımlar nasıl geliştirilebilir? Devrimci çözüm olduğu için bunların özgürlükle bağlantısı nedir? Sevgi-saygı hangi ölçüler dahilindedir ve bunun özgürlükle bağlantısı ne kadardır? Bütün bu sorulara cevap vermek gerekiyor. Zaten bizde özgürlük ancak ve ancak savaşla elde edilebilir. Çünkü özgürlüğü değil, köleliği yaşıyoruz. Kölelik altında özgürlük düşünülemediğine göre, özgür ilişki de düşünülemez. Bu da bir gerçek ve iki yanlıdır. Bir yanını da şöyle göreceksiniz; her ne kadar kendimizi özgür hissediyorsak, özgür iradeyle ilişki kuruyorsak, bu bir yanılsamadır. Bu, yalnızca bu alanda bir yanılsama değil, yaşamın bütün alanlarında bir yanılsamadır. Siz özgür değilsiniz, ulus olmaktan çıkmışsınız, en temel toplumsal özelliklerden yoksunsunuz. Bu halinizle nasıl “özgürüm” diyebilirsiniz. Düşmanın tasfiye ettiği temelde “özgürüm” diyen sözümona “demokratlar”, düşmanın tasfiyesi ve asimilasyonu temelinde “demokrat” olup kendilerini “özgür” görüyorlar. Bu, tehlikeli bir yaklaşımdır. Özgürlükle bir alakası yoktur, demagojiktir. Vatanla ve toplumsal gerçeklikle alakası olmadığı gibi, düşmanla hainane bir temelde ilişkisi vardır. Hainlerin de özgürlükle alakası yoktur. Dolayısıyla kadın-erkek ilişkisi özgürlükle bağlantılıdır. Özgürlük de köleliğin aşılmasıyla mümkündür, bu da savaşla mümkün olur. Dolayısıyla kadın-erkek ilişkisinde özgürlüğü yakalamak istiyorsak, özgürlük olayına özgürlük kazandıracaksınız.

Şu çok açık; eğer sorunu birbirinizi kandırma ve aldatma sorunu olarak görmüyorsanız, özgürlük ortaklığı ve özgürlük savaşçılığı biçiminde görmenin gereğine inanmışsanız, o zaman şunu diyeceksiniz; bizim yerine getirmemiz gereken daha çok iş var, başarmamız gereken bir özgürlük mücadelesi var. Kadının erkeğe ulaşması, erkeğin kadına ulaşması bu çerçevede anlam kazanabilir. Aksi halde saptırma olur, oyun olur, ikiyüzlülük olur. “Birbirimizi gördük, anlaştık” deyip birbirinizi düşürmeniz affedilemez. Zaten kimileri de birbirilerini alıp kaçıyor. Burada savaş ve özgürlük ilişkisi ihanete uğratılıyor. Bunun özgür ilişki kurmayla ne alakası var? Siz özgürlüğün hangi problemini hallettiniz ki, bunu normal görüyorsunuz. Özgürlük savaşı gibi çok soylu bir çabayı yaşamadan, bizim gerçeğimizle, özellikle parti içinde anlamlı cinsler arası ilişkilerin ucuz ilişkiyle geliştirilebileceğine inanmamak gerekir. Bu sadece bir ilke değil, aynı zamanda bir gerçeğin de ifadesidir. Çünkü bize göre kadın-erkek ilişkisine özgürlük hakim olmalıdır. Bu genel ilke, özgürlük savaşımını versek de vermesek de geçerlidir. Ama bizim için sadece ilke yetmiyor, bir de mevcut gerçeklik vardır. O da köleliktir. Bu köleliği göreceksiniz. Köleliği dıştalayamazsınız. İlkeye sığınıp ilişki kurmak yetmiyor. Zaten birçok arkadaşın yanıldığı noktalar burasıdır. Sözümona özgürlük ilkesine göre ilişki kurabiliyorlar, “Ben özgürüm” diyorlar ve ilkeye sığınarak ilişki geliştiriyorlar. Bu, gaflet içinde olanların ilişki tarzıdır. Özgürlük ilkesi somutta yaşanıyor mu, yaşanmıyor mu? Başarılı mı, başarılı değil mi? Birçok kişi bu durumu hesaba katmıyor. Çarpık birçok ilişkinin temelinde de bu vardır. Özgürlük savaşımı olmadan özgürlük ilişkisi, aşk, evlilik, dostluk vb. şeyleri yaşayabileceklerini sanıyorlar. Bu bir yanılgıdır, hem de ciddi bir yanılgıdır. Hatta içine en kolay düşülen bir yanılgıdır. Tamamen gerçek dışı bir durumdur. Gerçek dışı olduğu için de, sağlıklı bir ilişki değildir. Gönül bağları, duygu bağları sözümona o kadar güçlüdür ki, hiçbir savaş bunu yıkamaz! Bu tür anlayış içinde olanlara bakıyoruz, iki gün sonra ilişkinin suyunu çıkarmıştır. Demek ki, yalancısınız ve doğru değerlendiremiyorsunuz, daha sonra da birer bela oluyorsunuz. Biz şunu söyledik; aile nasıl ki özgürlük önünde bir engelse, bu aşılmadan özgürlüğe ulaşamıyorsak, parti içinde mevcut ikili ilişki düzeni de somut haliyle aşılmadan özgürlük savaşımında ilerleyemeyiz. Aile ve aileciliği aşarsak, toplumsal özgürlük ve ulusallıkta ilerleme sağlarız. İkili ilişkilerde de mevcut yüzeyselliği, sığlığı, sahteliği aştığımız oranda hem devrim gelişir, özgürlük savaşımı güçlenir hem de özgürlük savaşımı sayesinde cinsler arası ilişkilerin anlamı sadeleşir, olağanlaşır ve her türlü perdelemelerden, yalandan, ikiyüzlülükten ve kandırmaca olmaktan kurtulur. Bu husus iyi anlaşılmalıdır ve uygulanmalıdır. Olumlu bir görevimiz de bu dördüncü maddede gizlidir. Özgürlük ilkesi iyidir, ama onunla her şey halledilemez. O esastır. Yani cinsler arası zorlama yok; “zorlamayla, parayla ilişki dayatırım” demek, bizim genel özgürlük ilkemize aykırıdır. Mevcut kölelik durumunu aşmadan, başarılı bir militan düzeyi tutturulmadan, bizzat savaşın özgüleştirici etkisini sağlamadan ve yaşamadan bu özgürlük ilkesine işlerlik kazandırılamaz.

Hem ilkede, hem somutlukta durum bu ise eskiyi dayatmamak gerekiyor. “Ben yine bildiğimi okurum, tutkular çok kuvvetlidir, duygular ilke-kural tanımaz” diyenlerin sonu bellidir. Bizde çoğu bunu yapıyor; bunlar da ya ihanete giderler ya da iflah olmaz bir bozguncu olurlar. Nitekim öyle olmuyor mu? Birçok yerde kendini dayatanlar var. Bunların ilkeden, özgürlükten ve özgür ilişkinin tarihi temellerinden haberleri yoktur. Somutluk durumundan da haberleri yoktur. Neymiş, birbirlerini çok “beğeniyorlarmış”, birbirlerini alıp kaçıracaklarmış. Bu, en ilkel hırsızlık, düşkünlük ilişkisidir. Bu nedenle saflardan kaçanlar da var. Bazıları provokasyona alet oldular. Hatta Partiye haksız eleştiri getirdiler. Bunlar özgürlüğün düşmanlarıdır. Yüce ilişkilerin katledicileri olarak değerlendirilebilir. Partiyi de epey bozdular, güçten düşürdüler, peşkeş çektiler, bir tutku ve duygusallık uğruna en temel değerleri ihanete uğrattılar. Birçok cepheyi çökertmeye çalıştılar. Bunlar parti içindeydiler ve bir dönemin partilileriydiler. Ama özgürlük ilkesini ve somutlanışını dikkate almadıkları için bu duruma düştüler. Başlangıçta ajan değillerdi. Duygusal ve dayanılmaz tutkular temelinde yaklaştılar. Sonuç; ihanetten daha tehlikeli bir durum. Bu açıdan bunun birçok örneği yaşandı. O halde buradaki bu yarayı iyi anlayalım.
Nasıl ki, köleler kolay kolay aile kurmazsa, bizim gibi çok katmerli bir köleliği yaşayanların da özgür ilişkiyi kolay kolay kuramayacaklarını anlayalım. Türkiye okullarında ve kültür kurumlarında nasıl aşık olunacağını öğrenmişsiniz. Belki de dünya klasiklerinden okumuşsunuz. Birçok deneyim gözlerinizin önündedir. Bu, PKK’de uygulanan özgürlükse, Kürdistan devrimindeki her türlü yeniden ayağa kalkış ve savaş sorunuysa, bu ilkeye bağlı kalacaksınız ve iyi uygulamasını bileceksiniz. Kaldı ki, dünya klasiklerindeki ilişki dediğiniz şey nedir? Kemalist lehçe ile gerçekleştirilen ilişki nedir? Türkiye kapitalizminin çerçevesi dahilinde, Türkiye burjuvazisinin güdümlendirdiği kültür kurumlarının -ideolojik baskılar altında, feodal kurallar diyelim- baskısı altında geliştirilen ilişkiler nedir ve bize nasıl yansıdı? Bunların etkisi altında olmak, bu etkilerle hareket etmek, bazı sahte çözümlere gitmek, savaş doğamıza ters düştüğü kadar aynı zamanda zordur da. Pratik bunu gösteriyor.

Köleler aile kurma hakkını elde etmek için, yüzlerce yıl savaştılar. Siz de en azından birkaç yıl savaşın ki, özgür ilişki hakkını elde edebilesiniz. Çoğunuzun bundan da haberi yok. Özgür ilişki hakkını elde etmek kolay değildir. Partinin bazı hazır ilişkilerine el koymak tehlikelidir. “Ne de olsa etkiliyim, ne desem onu yaparlar, savaşçıya öl desem ölür, kadına bana tap desem tapar” biçiminde kendini ifade eden yaklaşımlar, eski ve çok tehlikeli yaklaşımlardır. PKK içinde ilişkiyi böyle kullanmak, en tehlikeli biçime yönelme cesaretini göstermek demektir. Ve bu da o kişiyi mahkum eder. Tehlikeli ilişki er geç o kişiyi de bitirir.

Beşincisi, ilişkiler özgürlüğe, özgürlük savaşa bağlanırsa bunun sonucunda sevgi gelişir. Bu, doğru bir ilkedir ve doğru sevgi bu ilkelere bağlanmıştır. İlk dört hususta sonuç aldın mı, beşinci hususta, yani sevgi hususunda bir sonuca gidebiliriz ve sevgi sorununa doğru bir yaklaşım getirebiliriz. Eğer sizde iç içe dört husus başarıya ulaşmamışsa sevgiye ulaşamazsınız. Sevgi bir sonuçtur, ağacın meyve vermesi gibidir. Fidanı büyüteceksiniz, ağaç dal budak salacak, çiçeklenecek ve daha sonra meyve verecek. İşte sevgi budur. Çoğunda sevgi ağaçsız ve bitkisizdir, sadece bir sonuç şeklindedir.

Duygulardan ve sevgilerden baştan itibaren kuşkulanıyordum. Bunlar böyle müthiş bir duyguyu ne diye benimsiyorlar diyordum. Seviyorlardı, ama hangi temelde? Ülkesi, evi harabe, geleceği yok. Neden bu kadar birbirine bağlı olma gereğini duyuyorlar? Bunları gördüm ve iğrendim, hem de çok fazla. Şimdi haklı olduğum anlaşılıyor. Bana göre doğru sevgi, dört hususun gereklerinin hakkıyla yerine getirilmesinden sonra gelişebilir. Sevgide kusur, kötülük aranmaz, sevgi eleştirilmez, fakat bu temel hususlara bağlı olursa böyledir. Aksi halde lanetlidir, iğrençtir. Sevgi nötr bir sorun değildir. Sömürgecilik ve faşizm bunun böyle olduğunu özellikle dayatmak istiyor. “Birbirinize karşı şefkatli olun, birbirinizi sevin” dedi ve en çok bu sözcüğü kullandı. Koyunla kurdu bir araya koyup, “Birbirinizi sevin” dediler. Müthiş derecede çirkinle güzeli bir araya getirdiler ve “sevin” dediler. Faşistle devrimciyi bir araya getirdiler, “anlaşın” dediler. Düzenin bu konuda ne kadar olmazı olur yapmak istediğini biliyoruz. Şimdi de Türk ile Kürt’ü sözümona sevgiyle kaynaştırabileceklerini söylüyorlar. Duygulara seslenerek gerçeklerden kopuk temellerde durumu kurtarmak istiyorlar.

Bu sevgi anlayışı faşizmin, sömürgeciliğin sevgi anlayışıdır. Çoğunuzun da bireysel olarak yaşadığı ve yıllardır dayattığı sevgi anlayışı budur. Tarihi içerikten yoksundur. Baskı-sömürü düzeninden, ailenin her türlü çirkinliğinden ve sorunlarından, emekten habersizdir. Bu kadar gerçek dışı bir temelde gelişen sevginin anlam kazanacağına inanmıyorum. Olsa olsa genelevlerde bulabileceğiniz sevgi kadar bir değeri olur. Avrupa’nın işportacılık pazarlarında, metropollerinde geliştirdiğiniz cinsler arası ilişki kadar değerlidir. Belki o kadar bile değeri yoktur. Türk faşizminin sözcülerinin dayatmak istedikleri sevginin bu kadar değeri bile yoktur. Zaten böyle olmadığını yaşam gösteriyor. Korku, baskı, sömürü, çirkinlik, sevgisizlik ve caniane tutumlar toplumu mahvetmiştir. Aslında en çok sevgi adı altında sevgiye kıymış, sevgiyi ortadan kaldırmışlardır, ama en çok da bunlar sevgiden söz ediyorlar.

Doğru olan, bizim geliştirmek istediğimiz sevgi anlayışıdır. Gerçekçi temeli olan sevgide ve sevgi anlayışında ısrar etmeliyiz. Fakat gerçekçi olmak zorundayız. Bu hususlarda başarı sağlayamadan sevgide başarı sağlayamazsınız, sevemezsiniz ve sevilemezsiniz. “Sevdim, gönlüm çekti, gözüm gördü, bakıştık, anlaştık” demekle sevgi olmuyor. Neden? Çünkü büyük tehlikelerden, bu sevginin ne getireceğinden habersizsiniz. İkinci gün hain olursunuz. Bu ilişkiyi kurtarmak için düşmana sığınırsınız. Demek ki, bu sevgi anlayışı doğru değil, hele gönül meselesi kesinlikle değildir. Bu, bir savaş meselesidir.

Köleler yüzyıllardan beri aile kurma fikrini akıllarına neden getirmediler? Köle kadınlar ve köle erkeklerin, serf kadınlar ve serf erkeklerin, işçi kadınlar ve işçi erkeklerin aklına böyle kolay kolay gönül işi neden gelmiyor? Onlar böyle kolay gönül ilişkisi geliştiremiyorlar. Yaşam onlar için çok ayrı bir şeydir. Bunun nedenleri var. Demek ki diğeri saptırılmış bir durumu ifade ediyor. Faşizmin, sömürgeciliğin, emperyalizmin halkları aldatma, toplumu kolay yönetme taktiklerinin kurbanı olmaya götürüyor. O halde burada ahlaki bir tutum göstereceksiniz. Sevgi konusunda ahlaki tutum, böylesine ucuz bir duygu ve gönül ilişkisine esir düşmemektir. Burada çok katı olacaksınız. Kendinizle gerçek bir savaşım içinde olacaksınız. Düşmanla yürüttüğünüz savaş kadar, onun dayattığı oldukça düşürücü bir ilişki biçimine karşı da savaşacaksınız. Düşmanın bu temelde geliştirdiği objektif ve sübjektif ajanlık biçimlerine karşı da savaşacaksınız. Savaştıkça da sevgi denilen olay temellenir.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.